mehâretini göstermek için kısaltıyor, uzaltıyor, biçiyor, kesiyor.. seni oturtuyor, kaldırıyor. Sen ona diyebilir misin ki; “Beni güzelleştiren elbiseyi çirkinleştirdin; bana, oturtup kaldırmakla zahmet verdin?” Elbette diyemezsin. Dersen, divânelik edersin. Aynen öyle de: Sâni'-i Zülcelâl; göz, kulak, lisân gibi duygularla murassa' gayet san'atkârâne bir vücûdu sana giydirmiş... Mütenevvi' esmâsının nakışlarını göstermek için seni hasta eder, mübtelâ eder, aç eder, tok eder, susuz eder.. bu gibi ahvâlde yuvarlatır. Mâhiyet-i hayatiyeyi kuvvetleştirmek ve cilve-i esmâsını göstermek için, seni böyle çok tavırlarda gezdiriyor. Sen eğer desen: “Beni ne için bu mesâibe mübtelâ ediyorsun?” Temsîlde işâret edildiği gibi, yüz hikmet seni susturacak.
Zâten sükûn ve sükûnet, atâlet, yeknesaklık, tevakkuf; bir nev'i ademdir, zarardır. Hareket ve tebeddül; vücûddur, hayırdır. Hayat, harekâtla kemâlâtını bulur; beliyyât vâsıtasıyla terakkî eder. Hayat, cilve-i esmâ ile muhtelif harekâta mazhar olur, tasaffî eder, kuvvet bulur, inkişaf eder, inbisat eder. Kendi mukadderâtını yazmasına müteharrik bir kalem olur, vazifesini îfâ eder; ücret-i uhreviyeye kesb-i istihkak eder.
İşte, münâkaşanızın içindeki üç suâlinizin muhtasar cevabları bu kadardır. İzâhları otuzüç aded “Sözler” dedir.
Azîz kardeşim; Sen bu mektûbu eczâcıya ve münâkaşayı işitenlerden münâsib gördüklerine oku. Benim tarafımdan da, yeni bir talebem olan eczâcıya selâm et; de ki:
“Mezkûr mesâil gibi dakîk mesâil-i îmâniyeyi, mîzansız mücâdele sûretinde cemâat içinde bahsetmek câiz değildir. Mîzansız mücâdele olduğundan, tiryâk iken zehir olur. Diyenlere, dinleyenlere zarardır. Belki böyle mesâil-i îmâniyenin îtidâl-i demle, insafla, bir müdâvele-i efkâr sûretinde bahsi câizdir.” Ve de ki: “Eğer senin kalbine bu nev'i mesâilde şübheler gelirse ve Sözler’den de cevabını bulmazsan, hususî bana yazarsınız...”
Hem eczâcıya de ki: “Merhum pederi hakkında gördüğü rüya için hâtırıma şöyle bir mânâ geldi ki: Merhum pederi doktor olmak münâsebetiyle, çok sâlih ve mübârek, belki velî insanlara fâidesi dokunmuş ve ondan memnun olan ve menfaat gören o mübâreklerin ervâhları, onun vefâtı hengâmında kuşlar sûretinde en yakın akrabası olan oğluna görünmüş. Onun rûhuna şefâatkârâne bir hoş-âmedî nev'inden bir istikbâl ettikleri hâtırıma geldi.” O gece burada beraber bulunan bütün dostlara selâm ve duâ ederim.
اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى
Said Nursî ∗∗∗
