İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 410 / 507
410

bana değil, Kur'ân-ı Hakîme talebe ve şâkird oluyorlar. Ben de onların bir ders arkadaşıyım. Haydi farz-ı muhâl olarak ben üstadlık da'vâ etsem, mâdem şimdi ehl-i îmânın tabakàtını, avâmdan hàvâssa kadar, ma'rûz kaldıkları evhâm ve şübehâttan kurtarmak çaresini bulduk; o ulemâ, ya daha kolay bir çaresini bulsunlar veyâhut bu çareyi iltizam edip ders versinler, tarafdâr olsunlar. Ulemâü's-sû' hakkında bir tehdid-i azîm var. Bu zamanda ehl-i ilim ziyâde dikkat etmeli.

Haydi farzetseniz ki, düşmanlarımızın zannı gibi ben, benlik hesabına böyle bir hizmette bulunuyorum. Acaba, dünyevî ve millî bir maksad için, çok zâtlar enâniyeti terkedip, fir'avun-meşreb bir adamın kemâl-i sadâkatle etrafına toplanıp, şiddetli bir tesânüdle iş gördükleri hâlde; acaba bu kardeşiniz, hakikat-i Kur'âniye ve hakàik-ı îmâniye etrafında, kendi enâniyetini setretmekle beraber, o dünyevî komitenin onbaşıları gibi, terk-i enâniyetle hakàik-ı Kur'âniye etrafında bir tesânüdü sizden istemeye hakkı yok mudur? Sizin en büyük âlimleriniz de, ona “Lebbeyk!” dememesinde haksız değil midirler?

Kardeşlerim, enâniyetin işimizde en tehlikeli ciheti, kıskançlıktır. Eğer sırf Lillâh için olmazsa, kıskançlık müdâhale eder, bozar. Nasıl ki bir insanın bir eli, bir elini kıskanmaz, ve gözü, kulağına hased etmez, ve kalbi, aklına rekabet etmez.. öyle de; bu hey'etimizin şahs-ı manevîsinde herbiriniz; bir duygu, bir a'zâ hükmündesiniz. Birbirinize karşı rekabet değil, bil'akis birbirinizin meziyetiyle iftihar etmek, mütelezziz olmak bir vazife-i vicdâniyenizdir.

Bir şey daha kaldı, en tehlikelisi odur ki: İçinizde ve ahbabınızda, bu fakir kardeşinize karşı bir kıskançlık damarı bulunmak, en tehlikelidir. Sizlerde mühim ehl-i ilim de var. Ehl-i ilmin bir kısmında, bir enâniyet-i ilmiye bulunur. Kendi mütevâzi de olsa, o cihette enâniyetlidir. Çabuk enâniyetini bırakmaz. Kalbi, aklı ne kadar yapışsa da; nefsi, o ilmî enâniyeti cihetinde imtiyaz ister, kendini satmak ister, hattâ yazılan risalelere karşı muâraza ister. Kalbi risaleleri sevdiği ve aklı istihsân ettiği ve yüksek bulduğu hâlde; nefsi ise, enâniyet-i ilmiyeden gelen kıskançlık cihetinde zımnî bir adâvet besler gibi, Sözler’in kıymetlerinin tenzîlini arzu eder.. tâ ki kendi mahsulât-ı fikriyesi onlara yetişsin, onlar gibi satılsın. Hâlbuki bilmecbûriye bunu haber veriyorum ki:

Bu dürûs-u Kur'âniyenin dâiresi içinde olanlar, allâme ve müçtehidler de olsalar; vazifeleri – ulûm-u îmâniye cihetinde – yalnız yazılan şu Sözler’in şerhleri ve izâhlarıdır veya tanzimleridir. Çünkü çok emârelerle anlamışız ki: Bu ulûm-u îmâniyedeki fetvâ vazifesiyle tavzif edilmişiz. Eğer biri, dâiremiz içinde nefsin enâniyet-i ilmiyeden aldığı bir his ile, şerh ve izâh haricinde bir şey yazsa; soğuk bir muâraza veya nâkıs bir taklidcilik hükmüne geçer. Çünkü çok delillerle ve emârelerle

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.