İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 395 / 507
395

Birden Rahmân ismi, Rezzâk burcunda (yani mânâsında) bir şems-i tâbân gibi tulû' etti; o âlemi baştan başa rahmet ziyâsıyla yaldızladı.

Sonra, o âlem-i hayvanat içinde, etfâl ve yavruların za'f ve acz ve ihtiyaç içinde çırpındıkları, hazîn ve herkesi rikkate getirecek bir karanlık içinde diğer bir âlemi gördüm. Birden Rahîm ismi Şefkat burcunda tulû' etti; o kadar güzel ve şirin bir sûrette o âlemi ışıklandırdı ki; şekvâ ve rikkat ve hüzünden gelen yaş damlalarını, ferâh ve sürûra ve şükrün lezzetinden gelen damlalara çevirdi.

Sonra sinema perdesi gibi bir perde daha açıldı; âlem-i insanî bana göründü. O âlemi o kadar karanlıklı, o kadar zulümâtlı, dehşetli gördüm ki; dehşetimden feryâd ettim, “Eyvâh!” dedim. Çünkü gördüm ki: İnsanlardaki ebede uzanıp giden arzuları, emelleri ve kâinâtı ihâta eden tasavvurât ve efkârları ve ebedî bekà ve saâdet-i ebediyeyi ve Cenneti gayet ciddi isteyen himmetleri ve isti'datları ve hadsiz makàsıda ve metâlibe müteveccih fakr ve ihtiyacâtları ve za'f ve acziyle beraber, hücuma ma'rûz kaldıkları hadsiz musîbet ve a'dâlarıyla beraber; gayet kısa bir ömür, gayet dağdağalı bir hayat, gayet perîşan bir maîşet içinde, kalbe en elîm ve en müdhiş hâlet olan mütemâdi zevâl ve firâk belâsı içinde, ehl-i gaflet için zulümât-ı ebedî kapısı sûretinde görülen kabre ve mezaristana bakıyorlar, birer birer ve tâife tâife o zulümât kuyusuna atılıyorlar. İşte bu âlemi, bu zulümât içinde gördüğüm ânda, kalb ve rûh ve aklımla beraber bütün letâif-i insaniyem, belki bütün zerrât-ı vücûdum feryâd ile ağlamaya hazır iken; birden Cenâb-ı Hakk’ın Âdil ismi Hakîm burcunda, Rahmân ismi Kerîm burcunda, Rahîm ismi Gafûr burcunda (yani mânâsında), Bâis ismi Vâris burcunda, Muhyî ismi Muhsin burcunda, Rab ismi Mâlik burcunda tulû' ettiler. O âlem-i insanî içindeki çok âlemleri tenvir ettiler, ışıklandırdılar ve nurânî Âhiret âleminden pencereler açıp, o karanlıklı insan dünyasına nurlar serptiler.

Sonra muazzam bir perde daha açıldı; âlem-i arz göründü. Felsefenin karanlıklı kavânîn-i ilmiyeleri, hayâle dehşetli bir âlem gösterdi. Yetmiş defa top güllesinden daha sür'atli bir hareketle, yirmibeşbin sene mesâfeyi bir senede devreden ve her vakit dağılmaya ve parçalanmaya müstaîd ve içi zelzeleli, ihtiyar ve çok yaşlı küre-i arz içinde, âlemin hadsiz fezâsında seyahat eden bîçâre nev'-i insan vaziyeti, bana vahşetli bir karanlık içinde göründü. Başım döndü, gözüm karardı. Birden Hàlık-ı arz ve semâvâtın; Kadîr, Alîm, Rab, Allah ve Rabbü's-Semâvâti Ve'l-Ard ve Musahhirü'ş-Şemsi ve'l-Kamer isimleri; Rahmet, Azamet, Rubûbiyet burcunda tulû' ettiler. O âlemi öyle nurlandırdılar ki; o hâlette bana küre-i arz; gayet muntazam, musahhar, mükemmel, hoş, emniyetli bir seyahat gemisi.. tenezzüh ve keyf ve ticâret için müheyyâ edilmiş bir şekilde gördüm.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.