[Yirmisekizinci Mektûb’un Üçüncü Mes'elesinin Tetimmesi olabilir küçük ve hususî bir mektûbdur.]
Âhiret kardeşlerim ve çalışkan talebelerim Husrev Efendi ve Re'fet Bey!
Sözler nâmındaki envâr-ı Kur'âniyede üç kerâmet-i Kur'âniyeyi hissediyorduk. Sizler dahi, gayret ve şevkinizle bir dördüncüsünü ilâve ettirdiniz. Bildiğimiz üç ise:
Birincisi: Te'lifinde fevkalâde sühûlet ve sür'attir. Hattâ beş parça olan Ondokuzuncu Mektûb, iki-üç günde ve her günde üç-dört saat zarfında –mecmûu oniki saat eder– kitapsız, dağda, bağda te'lif edildi. Otuzuncu Söz; hastalıklı bir zamanda, beş-altı saatte te'lif edildi. Yirmisekizinci Söz olan Cennet bahsi bir veya iki saatte, Süleyman’ın Dere bahçesinde te'lif edildi. Ben ve Tevfik ile Süleyman, bu sür'ate hayrette kaldık ve hâkezâ.. te'lifinde bu kerâmet-i Kur'âniye olduğu gibi...
İkincisi: Yazmasında dahi fevkalâde bir sühûlet, bir iştiyak ve usanmamak var. Şu zamanda rûhlara, akıllara usanç veren çok esbâb içinde, bu Sözler’den biri çıkar, birden çok yerlerde kemâl-i iştiyakla yazılmaya başlanıyor. Mühim meşgaleler içinde, onlar herşeye tercih ediliyor ve hâkezâ...
Üçüncü Kerâmet-i Kur'âniye: Bunların okunması dahi usanç vermiyor. Hususan ihtiyaç hissedilse, okundukça zevk alınıyor, usanılmıyor.
İşte siz dahi, dördüncü bir Kerâmet-i Kur'âniyeyi isbât ettiniz. Husrev gibi, kendine tenbel diyen ve beş senedir Sözler’i işittiği hâlde yazmaya cidden tenbellik edip başlamayan bir kardeşimiz, bir ayda ondört kitabı güzel ve dikkatli yazması, şübhesiz dördüncü bir kerâmet-i esrâr-ı Kur'âniyedir. Hususan Otuzüçüncü Mektûb olan Otuzüç Pencerelerin kıymeti tamamen takdir edilmiş ki, gayet dikkatle ve güzel yazılmış. Evet o risale, “Mârifetullâh” ve “Îmân-ı Billâh” için en kuvvetli ve en parlak bir risaledir. Yalnız baştaki pencereler gayet icmâl ve ihtisar ile gidilmiştir. Fakat gittikçe inkişaf eder, daha ziyâde parlar. Zâten sâir te'lifâta muhâlif olarak ekser Sözler’in başları mücmel başlar, gittikçe genişlenir, tenevvür eder. ∗∗∗
