nihâyetsiz bir tarafgirlik hissediyorum. Eğer bütün dünya bana verilse, bir hakikat-i îmâniyeyi fedâ edemiyorum. Bir hakikatin bir dakika aksini farzetmek, bana gayet elîm geliyor. Bütün dünya benim olsa, bir tek hakàik-ı îmâniyenin vücûd bulmasına bilâ-tereddüd vermesine, nefsim itâat ediyor.
وَآمَنَّا بِمَا اَرْسَلْتَ مِنْ رَسُولٍ وَآمَنَّا بِمَا اَنْزَلْتَ مِنْ كِتَابٍ فَصَدَّقْنَا
dediğim vakit nihâyetsiz bir kuvvet-i îmân hissediyorum. Hakàik-ı îmâniyenin herbirisinin aksini aklen muhâl telâkki ediyorum. Ehl-i dalâleti nihâyetsiz ebleh ve divâne görüyorum.
Senin vâlideynine pek çok selâm ve arz-ı hürmet ederim. Onlar da bana duâ etsinler. Sen benim kardeşim olduğun için, onlar da benim peder ve vâlidem hükmündedirler. Hem köyünüze, hususan senden “Sözler”i işitenlere umumen selâm ediyorum.
اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى
Said Nursî ∗∗∗
