İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 28 / 507
28

O, tekellüflü bir te'vildir; hakikat şu olmak gerektir ki: O, muhabbet değil, belki yüz defa muhabbetten daha parlak, daha geniş, daha yüksek bir mertebe-i şefkattir.” Evet, şefkat bütün envâ'ıyla latîf ve nezîhtir. Aşk ve muhabbet ise, çok envâ'ına tenezzül edilmiyor.

Hem şefkat pek geniştir. Bir zât, şefkat ettiği evlâdı münâsebetiyle bütün yavrulara, hattâ zîrûhlara şefkatini ihâta eder ve Rahîm isminin ihâtasına bir nev'i âyinedârlık gösterir. Hâlbuki aşk, mahbûbuna hasr-ı nazar edip, herşeyi mahbûbuna fedâ eder; yâhut mahbûbunu i'lâ ve senâ etmek için, başkalarını tenzîl ve ma'nen zemmeder ve hürmetlerini kırar. Meselâ biri demiş: “Güneş mahbûbumun hüsnünü görüp utanıyor, görmemek için, bulut perdesini başına çekiyor.” Hey âşık efendi! Ne hakkın var, sekiz ism-i a'zamın bir sahife-i nurânîsi olan güneşi böyle utandırıyorsun?

Hem şefkat hàlistir, mukàbele istemiyor; sâfî ve ivazsızdır.. hattâ şefkatleri en âdi mertebede olan hayvanatın yavrularına karşı fedâkârâne ivazsız şefkatleri buna delildir. Hâlbuki aşk ücret ister ve mukàbele taleb eder. Aşkın ağlamaları, bir nev'i talebdir, bir ücret istemektir.

Demek kıssa-i suver-i Kur'âniyenin en parlağı olan, kıssa-i Sûre-i Yûsuf’un en parlak nuru olan Hazret-i Yakub’un (A.S.) şefkati, ism-i Rahmân ve Rahîm’i gösterir ve şefkat yolu, rahmet yolu olduğunu bildirir ve o elem-i şefkate devâ olarak da ﴾ فَاللّٰهُ خَيْرٌ حَافِظًا وَهُوَ اَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ ﴿ dedirir.

اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى

Said Nursî ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.