İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 272 / 507
272

Aynen öyle de: Sâni'-i Zülcelâl, herbir nev'i mevcûdâtın mâhiyetini birer model ittihàz ederek ve nukùş-u esmâsıyla kemâlât-ı san'atını göstermek için; herbir şeye hususan zîhayata, duygularla murassa' bir vücûd libâsını giydirerek, üstünde kalem-i kazâ ve kaderle nakışlar yapar; cilve-i esmâsını gösterir. Herbir mevcûda dahi, ona lâyık bir tarzda bir ücret olarak; bir kemâl, bir lezzet, bir feyiz veriyor.

مَالِكُ الْمُلْكِ يَتَصَرَّفُ فِى مُلْكِهِ كَيْفَ يَشَاءُ sırrına mazhar olan o Sâni'-i Zülcelâl'e karşı hiçbir şeyin hakkı var mıdır ki, desin: “Bana zahmet veriyorsun; benim istirahatimi bozuyorsun.” Hâşâ! Evet, mevcûdâtın hiçbir cihette Vâcibü'l-Vücûda karşı hakları yoktur ve hak da'vâ edemezler; belki hakları, dâima şükür ve hamd ile, verdiği vücûd mertebelerinin hakkını edâ etmektir. Çünkü verilen bütün vücûd mertebeleri vukûâttır, birer illet ister. Fakat verilmeyen mertebeler imkânâttır. İmkânât ise ademdir, hem nihâyetsizdir. Ademler ise, illet istemezler. Nihâyetsize illet olamaz. Meselâ mâdenler diyemezler: “Niçin nebâtî olmadık” Şekvâ edemezler; belki vücûd-u mâdenîye mazhar oldukları için hakları Fâtırına şükrândır. Nebâtât, “Niçin hayvan olmadım” deyip şekvâ edemez; belki vücûd ile beraber hayata mazhar olduğu için hakkı şükrândır. Hayvan ise, “Niçin insan olmadım” diye şikâyet edemez.. belki hayat ve vücûd ile beraber kıymetdâr bir rûh cevheri ona verildiği için, onun üstündeki hakkı, şükrândır. Ve hâkezâ.. kıyâs et.

Ey insan-ı müştekî! Sen ma'dûm kalmadın, vücûd ni'metini giydin, hayatı tattın; câmid kalmadın, hayvan olmadın. İslâmiyet ni'metini buldun, dalâlette kalmadın, sıhhat ve selâmet ni'metini gördün ve hâkezâ...

Ey nankör! Daha sen nerede hak kazanıyorsun ki, Cenâb-ı Hakk’ın sana verdiği mahz-ı ni'met olan vücûd mertebelerine mukâbil şükretmeyerek imkânât ve ademiyât nev'inde ve senin eline geçmediği ve sen lâyık olmadığın yüksek ni'metlerin sana verilmediğinden bâtıl bir hırsla Cenâb-ı Hak’tan şekvâ ediyorsun ve küfran-ı ni'met ediyorsun?.. Acaba bir adam; minâre başına çıkmak gibi àlî derecâtlı bir mertebeye çıksın, büyük makam bulsun, her basamakta büyük bir ni'met görsün; o ni'metleri verene şükretmesin ve desin: “Niçin o minâreden daha yükseğine çıkamadım” diye şekvâ ederek ağlayıp sızlasın. Ne kadar haksızlık eder; ve ne kadar küfran-ı ni'mete düşer; ne kadar büyük divânelik eder; divâneler dahi anlar...

Ey kanâatsiz hırslı ve iktisadsız isrâflı ve haksız şekvâlı gâfil insan! Kat'iyyen bil ki: Kanâat, ticâretli bir şükrândır; hırs, hasâretli bir küfrandır. Ve iktisad, ni'mete güzel ve menfaatli bir ihtiramdır. İsrâf ise, ni'mete çirkin ve zararlı bir istihfaftır. Eğer aklın varsa, kanâate alış ve rızâya çalış.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.