İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 264 / 507
264

Altıncısı, ﴾ مَيْتًا ﴿ kelâmıyla der: “Vicdânınız nerede? Fıtratınız bozulmuş mu ki, en muhterem bir hâlde bir kardeşinize karşı, etini yemek gibi en müstekreh bir işi yapıyorsunuz?”

Demek, şu âyetin ifâdesiyle ve kelimelerin ayrı ayrı delâletiyle, zemm ve gıybet, aklen ve kalben ve insaniyeten ve vicdânen ve fıtraten ve milliyeten mezmûmdur. İşte bak, nasıl şu âyet îcâzkârâne altı mertebe zemmi zemmetmekle, i'câzkârâne altı derece o cürümden zecreder.

Gıybet, ehl-i adâvet ve hased ve inâdın en çok istimâl ettikleri alçak bir silâhtır. İzzet-i nefis sâhibi, bu pis silâha tenezzül edip istimâl etmez. Nasıl meşhûr bir zât demiş:

اُكَبِّرُ نَفْسِى عَنْ جَزَاءٍ بِغِيْبَةٍ ❀ فَكُلُّ اِغْتِيَابٍ جَهْدُ مَنْ لَا لَهُ جَهْدٌ

Yani, “Düşmanıma gıybetle ceza vermekten nefsimi yüksek tutuyorum ve tenezzül etmiyorum. Çünkü gıybet, zaîf ve zelîl ve aşağıların silâhıdır.”

Gıybet odur ki, gıybet edilen adam hazır olsa idi ve işitse idi, kerâhet edip darılacaktı. Eğer doğru dese, zâten gıybettir. Eğer yalan dese, hem gıybet, hem iftiradır; iki katlı, çirkin bir günahtır.

Gıybet, mahsûs birkaç maddede câiz olabilir:

Birisi: Şekvâ sûretinde bir vazifedâr adama der; tâ yardım edip o münkeri, o kabahati ondan izâle etsin ve hakkını ondan alsın.

Birisi de: Bir adam onunla teşrîk-i mesâî etmek ister. Senin ile meşveret eder. Sen de, sırf maslahat için, garazsız olarak, meşveretin hakkını edâ etmek için desen: “Onun ile teşrîk-i mesâî etme. Çünkü zarar göreceksin.”

Birisi de: Maksadı tahkîr ve teşhîr değil, belki maksadı, ta'rif ve tanıttırmak için dese: “O topal ve serseri adam filân yere gitti.”

Birisi de: O gıybet edilen adam fâsık-ı mütecâhirdir. Yani, fenâlıktan sıkılmıyor, belki işlediği seyyiâtla iftihar ediyor; zulmü ile telezzüz ediyor; sıkılmayarak, âşikâre bir sûrette işliyor.

İşte, bu mahsûs maddelerde, garazsız ve sırf hak ve maslahat için gıybet câiz olabilir. Yoksa, gıybet, nasıl ateş odunu yer bitirir, gıybet dahi a'mâl-i sâlihayı yer bitirir.

Eğer gıybet etti veyâhut isteyerek dinledi; o vakit اَللّٰهُمَّ اغْفِرْلَنَا وَلِمَنِ اغْتَبْنَاهُ demeli, sonra gıybet edilen adama ne vakit rast gelse, “Beni helâl et” demeli.

اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى

Said Nursî ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.