ve asfiyâ ve ehl-i îmân, mütemâdiyen o Rahîm-i Kerîm’den, va'dettiği saâdet-i ebediyeyi ricâ edip yalvarıyorlar ve niyâz edip istiyorlar. Hem bütün esmâ-i hüsnâ ile beraber istiyorlar. Çünkü başta şefkati ve rahmeti, adâleti ve hikmeti ve Rahmân ve Rahîm, Âdil ve Hakîm isimleri ve rubûbiyeti ve saltanatı ve Rab ve Allah isimleri gibi ekser esmâ-i hüsnâsı, dâire-i Âhireti ve saâdet-i ebediyeyi iktiza ve istilzam ederler ve tahakkukuna şehâdet ve delâlet ediyorlar. Belki –Onuncu Söz’de isbât edildiği gibi– bütün mevcûdât bütün hakàikıyla dâr-ı Âhirete işâret ediyorlar. Hem fermân-ı a'zam olan Kur'ân-ı Hakîm, binler âyât ve beyyinâtıyla ve berâhin-i sâdıka-i kat'iyyesiyle o hakikati gösteriyor ve ta'lim ediyor. Ve nev'-i beşerin mâbihi'l-iftiharı olan Habîb-i Ekrem, binler mu'cizât-ı bâhireye istinâd ederek bütün hayatında, bütün kuvvetiyle o hakikati ders vermiş, isbât etmiş, ilân etmiş, görmüş ve göstermiş...
اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ وَبَارِكْ عَلَيْهِ وَعَلٰى آلِهِ وَصَحْبِهِ بِعَدَدِ اَنْفَاسِ اَهْلِ الْجَنَّةِ فِى الْجَنَّةِ وَاحْشُرْنَا وَنَاشِرَهُ وَرُفَقَائَهُ وَصَاحِبَهُ سَعِيدًا وَوَالِدِينَا وَاِخْوَانَنَا وَاَخَوَاتِنَا تَحْتَ لِوَائِهِ وَارْزُقْنَا شَفَاعَتَهُ وَاَدْخِلْنَا الْجَنَّةَ مَعَ آلِهِ وَاَصْحَابِهِ بِرَحْمَتِكَ يَا اَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ آمِينَ آمِينَ
﴿ رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَا اِنْ نَسِينَا اَوْ اَخْطَاْنَا ﴾ ﴿ رَبَّنَا لاَ تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ اِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ ﴾
﴿ رَبِّ اشْرَحْ لِى صَدْرِى ❀ وَيَسِّرْ لِى اَمْرِى ❀ وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَانِى ❀ يَفْقَهُوا قَوْلِى ﴾
﴿ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا اِنَّكَ اَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ ﴾
﴿ وَ تُبْ عَلَيْنَا اِنَّكَ اَنْتَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ ﴾
﴿ سُبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَنَا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ ﴾ ∗∗∗
