İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 220 / 507
220

Biz gözümüzü açtıkça, kâinât yüzüne nazarımızı saldırdıkça, en evvel gözümüze ilişen, âmm ve mükemmel bir nizâmdır ve şâmil, hassas bir mîzandır görüyoruz. Herşey dakîk bir nizâm ile, hassas bir mîzan ve ölçü içindedir. Daha bir parça dikkat-i nazar ettikçe, yeniden yeniye bir tanzim ve tevzîniyet gözümüze çarpıyor. Yani; Birisi, intizam ile o nizâmı değiştiriyor ve tartı ile o mîzanı tazelendiriyor. Herşey bir model olup, pek kesretli muntazam ve mevzûn sûretler giydiriliyor. Daha ziyâde dikkat ettikçe, o tanzim ve tevzîn altında bir hikmet ve adâlet görünüyor. Her harekette bir hikmet ve maslahat gözetiliyor; bir hak, bir fâide takib ediliyor. Daha ziyâde dikkat ettikçe, gayet hakîmâne bir fa'âliyet içinde bir Kudret’in tezâhüratı ve herşeyin her şe'nini ihâta eden gayet muhît bir ilmin cilveleri nazar-ı şuûrumuza çarpıyor. Demek; bütün mevcûdâttaki şu nizâm ve mîzan, umuma âmm bir tanzim ve tevzîni ve o tanzim ve tevzîn, âmm bir hikmet ve adâleti ve o hikmet ve adâlet, bir kudret ve ilmi gözümüze gösteriyor. Demek, bir Kadîr-i külli şey ve bir Alîm-i külli şey, şu perdeler arkasında akla görünüyor.

Hem herşeyin evveline ve âhirine bakıyoruz, hususan zîhayat nev'inde görüyoruz ki: Başlangıçları, asılları, kökleri, hem meyveleri ve neticeleri öyle bir tarzdadır ki; güyâ tohumları, asılları; birer ta'rife, birer program şeklinde bütün o mevcûdun cihâzâtını tazammun ediyor. Ve neticesinde ve meyvesinde; yine bütün o zîhayatın mânâsı süzülüp onda tecemmu' eder, tarihçe-i hayatını ona bırakır. Güyâ onun aslı olan çekirdeği, desâtir-i icâdiyesinin bir mecmuasıdır. Ve meyvesi ve semeresi ise, evâmir-i icâdiyesinin bir fihristesi hükmünde görüyoruz. Sonra o zîhayatın zâhirine ve bâtınına bakıyoruz. Gayet derecede hikmetli bir kudretin tasarrufâtı ve nâfiz bir irâdenin tasvirâtı ve tanzimâtı görünüyor. Yani, bir kuvvet ve kudret icâd eder; bir emir ve irâde sûret giydirir.

İşte; bütün mevcûdât, böyle evveline dikkat ettikçe, bir ilmin ta'rifenâmesi.. ve âhirine dikkat ettikçe, bir Sâni'in plânı ve beyânnâmesi.. ve zâhirine baktıkça, bir Fâil-i Muhtar’ın ve Mürîd’in gayet san'atlı ve tenâsüblü bir hulle-i san'atı ve bâtınına baktıkça, bir Kadîr’in gayet muntazam bir makinesini müşâhede ediyoruz.

İşte şu hâl ve şu keyfiyet, bizzarûre ve bilbedâhe ilân eder ki; hiçbir şey, hiçbir zaman, hiçbir mekân bir tek Sâni'-i Zülcelâl’in kabza-i tasarrufundan haric olamaz. Herbir şey ve bütün eşya, bütün şuûnâtıyla, bir Kadîr-i Mürîd’in kabza-i tasarrufunda tedbir edilir. Ve bir Rahmân-ı Rahîm’in tanzimiyle ve lütfuyla güzelleştiriliyor. Ve bir Hânnân-ı Mennân’ın tezyîniyle süslendiriliyor. Evet, başında şuûr ve yüzünde gözü bulunana şu kâinât ve şu mevcûdâttaki nizâm ve mîzan ve tanzim ve tevzîn; bir tek, yektâ, Vâhid, Ehad, Kadîr, Mürîd, Alîm, Hakîm bir Zâtı, vahdâniyet mertebesinde gösterir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.