Haydi, bunu yapamıyorsunuz; o zât ümmî olmasın, gayet âlim ve kâtib olsun.
Haydi bunu da getiremiyorsunuz; bir tek zât olmasın; bütün âlimleriniz, belîğleriniz toplansın, birbirine yardım etsin.. hattâ güvendiğiniz âliheleriniz size yardım etsin.
Haydi bununla da yapamayacaksınız; eskiden yazılmış belîğ eserlerden de istifade edip, hattâ gelecekleri de yardıma çağırıp, Kur'ânın nazîrini gösteriniz, yapınız.
Haydi bunu da yapamıyorsunuz; Kur'ânın mecmûuna olmasın da, yalnız on sûresinin nazîrini getiriniz.
Haydi on sûresine mukâbil hakîki doğru olarak bir nazîre getiremiyorsunuz; haydi hikâyelerden, asılsız kıssalardan terkîb ediniz. Yalnız nazmına ve belâğatına nazîre olsun getiriniz.
Haydi bunu da yapamıyorsunuz; bir tek sûresinin nazîrini getiriniz.
Haydi sûre uzun olmasın; kısa bir sûre olsun nazîrini getiriniz.
Yoksa; din, can, mal, iyâlleriniz; dünyada da, âhirette de tehlikeye düşecektir!”
İşte, sekiz tabakada, ilzam sûretinde, Kur'ân-ı Hakîm yirmiüç senede değil, belki bin üçyüz senede bütün ins ve cinne karşı bu meydânı okumuş ve okuyor. Hâlbuki evvelki zamanda o kâfirler can, mal ve iyâlini tehlikeye atıp en dehşetli yol olan harb yolunu ihtiyar ederek, en kolay ve en kısa olan muâraza yolunu terkettiler. Demek muâraza yolu mümkün değildi...
İşte hiçbir âkıl, hususan o zamanda Cezîretü'l-Arab’daki adamlar, hususan Kureyşliler gibi zekî adamlar; bir tek edîbleri, Kur'ânın bir tek sûresine nazîre yapıp Kur'ânın hücumundan kurtulmasını te'min ederek, kısa ve kolay yolu terkedip can, mal, iyâlini tehlikeye atıp en müşkülâtlı yola sülûk eder mi?
Elhâsıl: Meşhûr Câhız’ın dediği gibi: “Muâraza-i bilhurûf mümkün olmadı, muhârebe-i bissüyûfa mecbur oldular...”
Eğer denilse: Bazı muhakkìk ulemâ demişler ki: “Kur'ânın bir sûresine değil; bir tek âyetine, hattâ bir tek cümlesine, hattâ bir tek kelimesine muâraza edilmez ve edilmemiş.” Bu sözler mübâlağa görünüyor ve akıl kabûl etmiyor. Çünkü beşerin sözlerinde Kur'ân cümlelerine benzeyen çok cümleler var. Bu sözün sırr-ı hikmeti nedir?
Elcevab: İ'câz-ı Kur'ânda iki mezheb var:
Mezheb-i ekser ve râcih odur ki; Kur'ândaki letâif-i belâğat ve mezâyâ-yı meânî, kudret-i beşerin fevkındedir.
