İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 174 / 507
174

Elhâsıl: Kırk muhtelif tabakàta ve ayrı ayrı insanlara, kırk vecihle Kur'ân-ı Hakîm, i'câzını gösterir veya i'câzının vücûdunu ihsâs eder. Kimseyi mahrum bırakmaz.

Hattâ yalnız gözü bulunan (Hâşiye) [^9] kulaksız, kalbsiz, ilimsiz tabakasına karşı da, Kur'ânın bir nev'i alâmet-i i'câzı vardır. Şöyle ki:

[^9]:(Hâşiye) Yalnız gözü bulunan; kulaksız, kalbsiz tabakasına karşı vech-i i'câzı, burada gayet mücmel ve muhtasar ve nâkıs kalmıştır. Fakat bu vech-i i'câzı Yirmidokuzuncu ve Otuzuncu Mektûblarda (Hâşiyecik) gayet parlak ve nurânî ve zâhir ve bâhir gösterilmiştir; hattâ körler de görebilir. O vech-i i'câzı gösterecek bir Kur'ân yazdırdık; İnşâallâh tab'edilecek; herkes de o güzel vechi görecektir.
(Hâşiyecik) Otuzuncu Mektûb pek parlak tasavvur ve niyet edilmişti; fakat yerini başkasına, "İşârâtü'l-İ'câz"a verdi; kendisi meydâna çıkmadı.

Hâfız Osman hattıyla ve basmasıyla olan Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân’ın yazılan kelimeleri birbirine bakıyor. Meselâ Sûre-i Kehf’te:

﴾ وَثَامِنُهُمْ كَلْبُهُمْ ﴿ kelimesi, altında yapraklar delinse; Sûre-i Fâtır’daki ﴾ قِطْمِيرٍ ﴿ kelimesi, az bir inhirafla görünecek ve o kelbin ismi de anlaşılacak. Ve Sûre-i Yâsîn’de iki defa ﴾ مُحْضَرُونَ ﴿ birbiri üstüne; Ve's-sâffât’taki ﴾ مُحْضَرِينَ ﴿ ve ﴾ مُحْضَرُونَ ﴿ hem birbirine, hem onlara bakıyor; biri delinse, ötekiler az bir inhirafla görünecek. Meselâ Sûre-i Sebe’in âhirinde, Sûre-i Fâtır’ın evvelindeki iki ﴾ مَثْنَى ﴿ birbirine bakar. Bütün Kur'ânda yalnız üç ﴾ مَثْنَى ﴿ dan ikisi birbirine bakmaları tesâdüfî olamaz. Ve bunların emsâli pek çoktur. Hattâ bir kelime, beş-altı yerde yapraklar arkasında, az bir inhirafla birbirine bakıyorlar. Ve Kur'ânın birbirine bakan iki sahifesinde, birbirine bakan cümleleri kırmızı kalemle yazılan bir Kur'ânı ben gördüm.. “Şu vaziyet dahi, bir nev'i mu'cizenin emâresidir” o vakit dedim. Daha sonra baktım ki Kur'ânın, müteaddid yapraklar arkasında birbirine bakar çok cümleleri var ki, mânidâr bir sûrette birbirine bakar. İşte tertib-i Kur'ân, irşad-ı Nebevî ile; münteşir ve matbu' Kur'ânlar da, ilhâm-ı İlâhî ile olduğundan; Kur'ân-ı Hakîm’in nakşında ve o hattında, bir nev'i alâmet-i i'câz işâreti var. Çünkü o vaziyet, ne tesâdüfün işi ve ne de fikr-i beşerin düşünüşüdür. Fakat bazı inhiraf var ki, o da tab’ın noksanıdır ki; tam muntazam olsaydı, kelimeler tam birbiri üzerine düşecekti.

Hem, Kur'ânın Medine’de nâzil olan mutavassıt ve uzun sûrelerinin herbir sahifesinde “Lafzullâh” pek bedî' bir tarzda tekrar edilmiş.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.