Bu niyetim sebebiyle Nurlarla meşgul olmak saâdetine mazhar olduğum dakikalarında hilâf-ı me'mûl bazı sözler kendiliğinden kalbime ve kalemime gelmektedir ki, bu mârifet benim değil, elbet muhakkak ve mutlak Hazret-i Kur'ândan lemeân eden Nurlara aittir. Öyle ise asıl üstad Kur'ândır. Üstad-ı muhteremimiz elyak ve elhak muarrifi, mübelliği ve müderrisidir. Biz muhtaçlar fırsatı ganîmet bilmeli, cevherleri almalı, kalbimize, dimağımıza nakşetmek, dâreynde medâr-ı saâdetimiz olacak olan bu Nurları alâ-kadri't-tâka neşre çalışarak muhâfazasını kuvvetleştirmeliyiz.
وَمِنَ اللهِ التَّوْفِيقُ
Sâniyen: Mektûbatın küçüklerinden onüçünü hâvî hususî mektûblar mecmuasını aldım. Bu vesile ile de mâziyi hâl yerine koyarak, derin mânâlı, şirin sohbetinizi bir kere daha şevkle dinlemiş oldum. Zâten ben o vakitlerin mâzide kalmasına râzı değilim. Her vakit hâl gibi mütâlaa ediyorum. Mâzi, hâl, müstakbel bunlarda itibarî birer taksim değil mi? Ehl-i zevk için bu taksime ihtiyaç kalmıyor.
Sâlisen: Yirmisekizinci Mektûbun Sekiz Mes'elesinden Birincisi, bana ait rüya hakkında kıymetli bir ders vermiş. ﴾ وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتًا ﴿ âyetine güzel bir tefsir, nihâyet mânâsı zâhir olmuş rüyaya hoş bir tâbir olmuştur. Nevme ait âyeti pek àlî ve münâsib bir sûrette tefsirinizle, başta herkesten ziyâde muhtaç Hulûsî’niz olduğu hâlde bütün Risale-i Nur ve Mektûbatü'n-Nur müstemi'lerine ve kàri'lerine fâideli, zevkli, esâslı, ciddi, vecîz ve belîğ bir ders daha vermiş oldunuz.
Şuraya bir işâret etmek isterim; Kur'ânın kerâmetine bir nokta, bir zerre daha ilâve ediyorum: Gerek Eğirdir’de, gerek burada bazen zihnime bir şey gelir ve kendisiyle hayli meşgul ettirir. Hemen ilk mektûbunuzda benim zihnimi işgal eden bu şeyin cevabını bulurum (Hâşiye) [^2] . Bu birde, beşte kalmadı, çok taaddüd etti. Onun için diyorum ki kerâmet-i Kur'âniyedendir.
[^2]:(Hâşiye) Bu kerâmet-i nuriye, Hulûsî'de olduğu gibi çoklarda dahi tezâhür etmiş ve ediyor.
İkinci Mes'ele; güzel ve ilmî bir ders olmakla beraber bir cihet daha hâtıra geliyor. Hizbü'ş-şeytanın avenesi tâ buralardan dolaşarak sahte ve şaşırtıcı hareketlerle arkadan çevirmek istemeleridir. Bu sebeble şifâhâne-i Kur'ânın anahtarı, inâyet-i İlâhî ile elinde bulunan sevgili üstadımızın bu zehirlere de ilâç yetiştirmesi ve silâhhâne-i Kur'ândan aldığı acîb silâhlarla mübâreze etmesi nev'inden güzel ve bedî' üslûb ile ve hàrika temsîlâtla bulunuşu hakikaten şâyân-ı menn ü şükrândır. Allah sizden çok râzı olsun.
