İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 306 / 348
306

► (270) ◄ 20 Haziran 1934 Çarşamba

(20 Haziran 1934 Çarşamba)

بِاسْمِهِ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ

Azîz, Sıddık, Meraklı Kardeşim Re'fet Bey!

Mektûbunda “Letâif-i Aşere” yi suâl ediyorsun. Şimdi tarîkatı ders vermek zamanında olmadığımdan, tarîk-ı Nakşî muhakkìklerinin Letâif-i Aşere’ye dair eserleri var. Şimdilik vazifemiz ise istihrâc-ı esrâr olduğundan, mevcûd mesâili nakil değildir. Gücenme tafsilât veremiyorum. Yalnız bu kadar derim ki:

Letâif-i aşere, İmâm-ı Rabbânî kalb, rûh, sır, hafî, ahfâ, insanda anâsır-ı erbaanın herbir unsurdan o unsura münâsib bir latîfe-i insaniye tâbir ederek seyr-i sülûkte her mertebede bir latîfenin terakkiyâtı ve ahvâlinden icmâlen bahsetmiştir.

Ben kendimce görüyorum ki, insanın mâhiyet-i câmiasında ve isti'dâd-ı hayatiyesinde çok letâif var, onlardan on tanesi iştihâr etmiş. Hattâ hükemâ ve ulemâ-yı zâhirî dahi, o letâif-i aşerenin pencereleri veyâhut nümûneleri olan havâss-ı hamse-i zâhirî, havâss-ı hamse-i bâtına diye o letâif-i aşereyi başka bir sûrette hikmetlerine esâs tutmuşlar.

Hattâ avâm ve havass beyninde teârüf etmiş olan insanın letâif-i aşeresi, ehl-i tarîkin letâif-i aşeresiyle münâsebetdârdır. Meselâ: Vicdân, a'sâb, his, akıl, hevâ, kuvve-i şeheviye, kuvve-i gadabiye gibi letâifi, kalb, rûh ve sırra ilâve edilse letâif-i aşereyi başka bir sûrette gösterir. Daha bu letâiften başka sâika, şâika ve hiss-i kable'l-vukû' gibi çok letâif var. Bu mes'eleye dair hakikat yazılsa çok uzun olur, vaktim de kısa olduğundan kısa kesmeye mecbur oldum.

Senin ikinci suâlin olan, “mânâ-yı ismî” ile “mânâ-yı harfî” nin bahsi ise, ilm-i nahvin umum kitapları başlarında o mes'ele izâh edildiği gibi ilm-i hakikatin Sözler ve Mektûbatlar nâmındaki risalelerinde temsîlâtla kâfî beyânât vardır. Senin gibi zekî ve müdakkik bir zâta karşı fazla izâhat fazla oluyor. Sen âyineye baksan, eğer âyineye şişe için bakarsan şişeyi kasden görürsün, içinde Re'fet’e tebeî, dolayısıyla nazar ilişir. Eğer maksad, mübârek sîmânıza bakmak için âyineye baktın, sevimli Re'fet’i kasden görürsün فَتَبَارَكَ اللهُ اَحْسَنُ الْخَالِقِينَ dersin. Âyine şişesi tebeî, dolayısıyla nazarın ilişir.

İşte birinci sûrette âyine şişesi mânâ-yı ismîdir. Re'fet mânâ-yı harfî oluyor. İkinci sûrette âyine şişesi mânâ-yı harfîdir, yani kendi için ona bakılmıyor, başka mânâ için bakılır ki akistir. Akis, mânâ-yı ismîdir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.