Bu defaki Hulûsî Bey’in mektûbunu size gönderdim. İşâret ettiğim iki kavs içerisinde bulunan kısım Yirmiyedinci Mektûbun Dördüncü Zeyli’nde yazılacak. Kavslar haricinde bulunan ve üzerlerine kırmızı çizgi çekilenler yazılmayacaktır. Hâfız Ahmed ve Mehmed Celâl ve Hâfız Velî gibi kalbi cezbeli dostlarıma ve tarîk-ı hakikatte sâir kardeşlerimize selâm ediyorum. Hâfız Velî ile çendan geç görüştük, fakat Hâfız Velî’nin burada Mehmed Usta isminde on senelik hàlis bir dostu bulunduğundan ve o Mehmed Usta benim sekiz senedir tarîk-ı âhirette gayet ciddi bir kardeşim olduğundan Hâfız Velî’ye de o münâsebetle eski dost nazarıyla bakıyorum. O bana mektûb yazmıştı; vakit bulamıyorum ki mektûbuna cevab vereyim. Ehl-i kalb için bazen sükût dahi bir konuşmaktır.
اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى
Kardeşiniz
Said Nursî
Kardeşlerim, affedersiniz, bu intizamsız perîşan mektûbla sizinle konuşmak istemiyorum. Fakat müteaddid işlerle ve tedkîkàtla meşgul olduğumuz ânda, sür'atli bir sûrette fikrimizin bir köşesiyle yazdık. Keçeli kâtibin hâli ma'lûm. Kafasını başka yerde bırakmıştı, mektûb perîşan oldu, onun için kusura bakmayınız.
Tevâfuktaki müdâhale-i gaybiyeyi bir mektûbda size böyle bir temsîl ile beyân etmiştim. Meselâ, benim avucumda nohut, leblebi, üzüm, buğday gibi maddeler bulunsa, ben onları yere atsam, üzüm üzüme, leblebi leblebiye karşı sıralansa hiç şübhe kalır mı ki elimden çıktıktan sonra gaybî bir el müdâhale edip sıralamasın. İşte hurûfât ve kelimât o maddelerdir, ağzımız o avuçtur. ∗∗∗
► (243) ◄ Mes'ûd’un garîb bir fıkrasıdır
(Mes'ûd’un garîb bir fıkrasıdır)
Kamer yeni tulû' ettiği esnâda, onun aydınlığına ve gecenin serinliğinde, arpanın yumuşaması hasebi ile orak biçmekte iken, kamerin güzelliğine ve şeffâflığına bakarak ve orağın bitmemesi, nurları yazmaktan mahrum kaldığımı tahayyürâne ve me'yûsâne düşünmekte iken, bilmem iğfalât, bilmem tulûât, hâtırıma gelen şu sözü söyledim: (Yâ Rabb! İsmim Mes'ûd, kendim bîsûd, çok çalıştım, olamadım mes'ûd) dedim ve arpa biçmeye devam ettim. Aradan bir müddet geçtikten sonra yattım. Menâmda dediler ki: (Bırakma Üstadın Said’in eteğini, eyler seni mes'ûd). Derhâl uyandım, ay hemen kaybolmak üzere. Derhâl: (Yâ Rabb! Ben saâdet-i dünyeviye istemedim, tevbekâr oldum.)
