İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 151 / 348
151

► (145) ◄

Ehl-i îmân –bilhassa şimdiki Risale-i Nurun zâkir ve muvahhid şâkirdleri– öyle bir cadde ve minhâca girmişler ki, o cadde gayet müstakîm, gayet nurlu, gayet sevimli. Bütün iki tarafı elmas, inci dükkânı. Bunların başında nass-ı Kur'ândan gelen ve Kur'ân-ı Kerîm’in ve Furkàn-ı Hakîm’in âyât-ı beyyinâtından intişar eden Risale-i Nurun yüz yirmi parçasından beher parçası birer mürşid-i a'zam, birer mürşid-i ekmel, birer kal'a-i hasîn, birer elmas kılınç olarak sâbittir. Öyle ise ey Lütfi! Risale-i Nura sıkı yapış ki, bir mürşid-i ekmel bulasın. Lisânına tevhidi ver ki, şu muhkem kaleye giresin. Feyyâz-ı Mutlakın kelâmı olan Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyâna hàdim ol ki, o elmas kılıncı elinde tutasın...

İşte o kılınçla, hiç havfsız, başlarını sarhoşlukla o bataklığa sokan dinsizlerin kafalarına vurarak atla. Ondan sonra ﴾ فَاسْتَقِمْ كَمَٓا اُمِرْتَ ﴿ gibi kat'î delilleri Peygamberimiz Sallallâhu Teâlâ Aleyhi Ve Sellem Efendimizden müteselsilen, bütün Risale-i Nurun müellifi Üstadımız Said Nursî’nin yetiştiği ve serbest gezdiği “Şerîat-ı Garrâ-yı Muhammediye (A.S.M.)” olan hatt-ı müstakîmi, bâri bir parça da sen takib et ki başın felâh bulsun...

Şu geçen Cuma günü rûhumda bir sıkıntı devam ederek, Üstadım için بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ sırrını istinsah ediyordum. Maalesef emrâz-ı asabiyemin hadsiz istilâsı, o mühim risaleyi pek ânî olarak akîm bıraktırdı. Tekrar yine başladım, bir parça yazdım; baktım ki yine satır geçmişim, evvelki yazdığım yere mürekkeb dökülmüş. Kendimde o sıkıntı hâlâ duruyor. Tekrar olarak abdest üstüne abdest aldım; bütün seyyiâtımı itiraf ederek ortaya döktüm, istiğfar ettim. Mübârek duâ olan salavât-ı şerîfeye başladım. Sonra kalbime geldi ki, Üstadımdan himmet isteyeyim. Üstadımın, üstadına dediği gibi, ben de derim ve dedim...

O hâl, o vaziyet el'ân devam ediyordu. Hattâ intihar derecesine kadar gelmişti. Dedim: “Aman yâ Rabbî! Bundaki hikmet nedir?” ve o risaleyi ertesi güne ta'lik ettim.

O akşam, yani, cumartesi gecesi, âlem-i menâmda Üstadım, Atâbey’in Zergendere Mescidi’nde imiş. Sabah namazına gidiyormuşum. Tesâdüfî bir karakol kumandanı bana dedi ki: “Nereye gidiyorsun?” Câmiye dedim. Beni takiben câmiye o da girdi. Gördüm ki Üstadım bir karyola üzerindedir. Evvelki cemâatimizden haric içeride beş-altı daha jandarma bulunuyor. Cemâat, لااِلٰهَاِلَّااللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ... الخ devam ediyorlar. O beraber girdiğimiz kumandan ise cemâatimize karşı “Aman siz ne yapıyorsunuz?” diyerek kendisinin itliğini isbât edip, mağrûriyetinden içeriye tükürdü. O ânda Üstadım o dinsizin yüzüne tükürüp “Git yanımızdan pis!” dedi tardetti.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.