cehennemi inkâr ile, nihâyetsiz gayret ve izzet ve celâl sâhibi ve gayet büyük bir zâtı tekzîb ve tâciz ediyor, yalancılıkla ve acz ile ittiham ediyor; izzetine şiddetli dokunuyor, celâline serkeşâne ilişiyor. Elbette farz-ı muhâl olarak cehennemin hiçbir sebeb-i vücûdu bulunmazsa o derece tekzîb ve tâcizi tazammun eden küfür için cehennemi halk edecek, o kâfiri içine atacaktır.
#### Dördüncü Mesele
DÖRDÜNCÜ MES'ELE:
Eğer desen: Ne için ehl-i küfür ve dalâlet, dünyada ehl-i hidayete gâlib oluyor?
Elcevab: Çünkü küfrün divâneliğiyle ve dalâletin sarhoşluğuyla ve gafletin sersemliğiyle, ebedî elmasları satın almak için verilen letâif ve isti'dâdât-ı insaniye sermâyesini, fânî şişelere, soğuk buzlara veriyor. Elbette ham cam ve câmid cemed, elmas fiatıyla alındığı için en a'lâ cam ve en eclâ cemed alınır.
Bir vakit elmasçı zengin bir adam divâne olur, çarşıya gider, beş paralık cam parçasına beş altun verir. O zengin divâneye, herkes en iyi camlarını alır ona verir, hattâ çocuklar da güzel buz parçalarını ona veriyor, birer altun alıyorlardı. Hem bir vakit bir pâdişah sarhoş olur, çocukların içine girer, onları vükelâ ve ümerâ-yı askeriye zanneder. Şâhâne emir verir, çocukların hoşuna gider, iyi itâat ettiklerinden güzelce bir eğlence yapar.
İşte küfür bir divâneliktir, dalâlet bir sarhoşluktur, gaflet bir sersemliktir ki bâkî metâ' yerine fânî metâ'ı alır. İşte şu sırdandır ki ehl-i dalâletin hissiyatları şiddetlidir. İnâdı, hırsı, hasedi gibi herşeyi şedîddir. Bir dakika meraka değmeyen bir şeye, bir sene inâd eder.
Evet küfrün divâneliğiyle, dalâletin sekriyle, gafletin şaşkınlığıyla, fıtraten ebedî ve ebed müşterisi olan bir latîfe-i insaniye sukùt eder; ebedî şeyler yerine fânî şeyler alır, yüksek fiat verir. Fakat mü'minde dahi bir maraz-ı asabî bulunuyor veya maraz-ı kalbî var. O dahi ehl-i dalâlet gibi, ehemmiyetsiz şeylere ziyâde ehemmiyet verir. Lâkin çabuk kusurunu anlar, istiğfar eder, ısrar etmez.
﴿ رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَٓا اِنْ نَسِينَٓا اَوْ اَخْطَاْنَا ﴾
#### Beşinci Mesele
BEŞİNCİ MES'ELE:
Mühim bir sırr-ı âyet:
Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân, mecmûu mu'cize olduğu gibi herbir sûresi dahi bir mu'cize, hattâ pek çok âyetlerin herbirisi birer mu'cize veya bir lem'â-yı i'câzı gösterir bir tarzdadır.
