diyorum: “Bir müessesenin baş müdürü, muâvini, kâtibi müvezzi'i, tahsildârı, hademesi olur. Fakir de kısmen müvezzi'lik, kısmen hademelik sıfatıyla bulunsam ne zararı var?” deyip mütesellî oluyorum.
İbrahim ∗∗∗
► (163) ◄ Osman Nuri’nin bir fıkrasıdır
(Osman Nuri’nin bir fıkrasıdır)
KUR'ÂN-I AZÎM
Bir kelimeni, milyonlar defa tekrar okusam,
İlk başladığım lezzeti, dâima duyarım.
Sen İslâm ocaklarının sönmez bir lem'asısın,
Sen o misilsiz Zâtın, emsâlsiz kelâmısın.
Rabbin en sevgili Resûlüne kısmet olan,
Değerli, binbir çeşit isbâtlı kelâmısın.
Hangi kitab var ki, asırlarca böyle hürmetle okunsun,
Nasıl bir nankör var ki, gelsin sana dokunsun,
Hâşâ, sana inanmayanlar kâfirse bile,
Gelsin onun dellâlının yanına otursun.
O dellâldan alınca ders-i ilhâmı,
Lânetler eder, inkâr ettiğine Kur'ânı,
İlmin en derin hocası, bürhânı,
Zelîl eder, karşısında seni tanımayanı.
Kudsî kitabın çok ünlü, Onun dellâlı Üstadım Said
Gönül ister ki, o ayarda bulunsun binler Said.
Aynı günün sabahı okuduğum, büyük ve kudsî kitabımız olan Kur'ân-ı Azîmü'ş-Şân’dan aldığım nurlu ilhâm-ı İlâhîden, dolayısıyla güneş gibi kuvvetli olan Risale-i àliyelerinizin âcizde bıraktığı derin his ve te'sirlerden doğmuştur.
Osman Nuri ∗∗∗
