İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 240 / 348
240

ve kitabeti kâtib ve nakşı nakkàş, kanunu kudret, mistarı masdar, nizâmı nazzâm, san'atı sâni' tevehhüm etmişler.

Nasıl ki bir vahşî ve insanların ictimâiyatını görmemiş bir adam, muhteşem bir kışlaya girse; bir ordunun nizâmât-ı maneviye ile muttarid hareketini temâşâ etse; maddî ipler ile bağlı tahayyül eder. Veyâhut o vahşî, muazzam bir câmi’e dâhil olsa görse ki: Müslümanların cemâat ve îdlerde muntazam, mübârek vaziyetlerini görse, seyretse maddî râbıtalarla bağlanmalarını tevehhüm eder.

Öyle de, vahşîden çok vahşî olan ehl-i dalâletin, cünûd-u semâvât ve arza mâlik olan Sultan-ı Ezel ve Ebed’in muhteşem kışlası olan şu kâinâta ve Ma'bûd-u Ezelînin mescid-i kebîri olan şu âleme girdikleri vakit, o Sultanın nizâmâtını tabiat nâmıyla yâdetse ve nihâyet hikmetlerle meşhûn şerîat-ı kübrâsını, kuvvet ve madde gibi sağır ve kör ve câmid, karmakarışık tezâhürattan ibaret tahayyül etse, elbette ona insan demek değil, belki vahşî hayvan dahi denilmez. Çünkü, o tevehhüm ettiği tabiat için, geçen Sözler’de ve sâir Risalelerimde yüz yerde, dirilmeyecek bir sûrette o tabiat fikr-i küfrîsi öldürüldüğü ve Yirmiikinci Söz’de gayet kat'î bir sûrette isbât edildiği gibi; her zerrede, her sebebde, bütün mevcûdâtı halk edecek bir kudret, bir ilim vermek, belki, Vâcibü'l-Vücûdun bütün sıfâtını onda kabûl etmek gibi nihâyetsiz muhâl-ender muhâl bir dalâlet, belki dalâletin divâneliğinden gelen mânâsız hezeyanlardır.

Elhâsıl: O sözlerde gayet kat'î bir sûrette isbât edilmiş ki, tabiat-perest adam bir İlâh-ı Vâhidi kabûl etmediği için, gayr-ı mütenâhî ilâhları kabûl etmeye mecburdur. O ilâhlar herbirisi herşeye muktedir olmakla beraber, bütün ilâhlara hem zıd, hem misil olarak şu kâinâtın intizamı içinde birleşsin. Hâlbuki bir sineğin kanadından tut, tâ manzûme-i şemsiyeye kadar hiçbir yerde bir sinek kanadı kadar şerîke yer yoktur, ki parmak karıştırsın.

﴿ لَوْ كَانَ فِيهِمَٓا اٰلِهَةٌ اِلَّا اللّٰهُ لَفَسَدَتَا فَسُبْحَانَ اللّٰهِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ  ﴾

Fermân-ı kat'î, şirk ve iştirâkin esâsâtını kat'î bir bürhânla keser.

#### Üçüncü Mesele

ÜÇÜNCÜ MES'ELE:

Küfür, manevî bir cehennemin çekirdeği olduğunu, İkinci Söz’de ve Sekizinci Söz’de ve başka Sözlerde isbât edildiği gibi, maddî bir cehennem dahi onun meyvesidir. Cehenneme duhûlüne sebeb olduğu gibi, cehennemin vücûduna dahi sebebdir. Zîra küçük bir hâkim, küçük bir izzet, küçük bir gayret, küçük bir celâli bulunsa, bir edebsiz ona dese: “Beni te'dib etmezsin ve edemezsin!” Herhalde o yerde hapishâne yoksa da onun için bir hapishâne icâd edecek, onu içine atacaktır. Hâlbuki kâfir,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.