var, ceza ve hesab günü var, uyanın, hitâbı ile mevki-i intişara konulacak olan Onuncu Söz’e mahfî işâret ettiğini..
Onbirinci Nota: Onbir, Oniki, Onüç, Ondördüncü Sözler gibi, Kur'ân’dan fazlaca bahseden Nur Risalelerine, bilhassa bunlar arasında parlak bir mevkii işgal eden, Yirmibeşinci Söz’ün geleceğine îmâ edildiğini..
Onikinci Nota: Bütün Müslümanlara, muhtelif tarîkatlarda sülûk ile kazanılacak neticeye, acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür tarîkinde besmele olacak bir ders verdiğini..
Onüçüncü Nota: Yirmialtıncı Söz’ü ﴾ اِنْ اَجْرِىَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ ﴿ âyetlerini, مَنْ عَرَفَ نَفْسَهُ فَقَدْ عَرَفَ رَبَّهُ hadîsini, Birinci Söz’ü, mecâzî muhabbetteki ma'kul dereceyi göstererek, taklidden tahkîke geçmek lüzumunu..
Ondördüncü Nota: Çok mühim ve pek nurlu bir eser olan, Yirminci tevhid Mektûbu’nu..
Onbeşinci Nota: Üç mes'elesi ile, Kur'ân’daki emir ve nehyin ne kadar yerinde olduklarını ve Şerîat-ı Ahmediye desâtirinin, ne kadar ma'kul ve mantıkî esâslara istinâd ettiğini, ayân beyân göstermektedir. Çok kusurlu ve âciz talebeniz aldığı feyizleri ancak metindeki yazıları tekrarla ifâde edebilir. Hitâbı azaltmak için sözü itnâba düşürmemek daha ma'kul, düşüncesiyle ma'ruzâtımı kısa kesmeyi daha fâideli görüyorum.
Hulûsî ∗∗∗
► (235) ◄ Mu'cizât-ı Ahmediyeyi yaldızla yazan Doktor Abdülbâkì Bey’in fıkrasıdır
(Mu'cizât-ı Ahmediyeyi yaldızla yazan Doktor Abdülbâkì Bey’in fıkrasıdır)
Sevgili, Müşfik Üstadım, Efendim Hazretleri!
Kıymetine nihâyet olmayan ve her vecih ile medih ve takdir sitâyişine şâyân bulunan Risale-i Nur eczâlarından bir parçası olan Ondokuzuncu Mektûb’u, bu mektûbun mazhar olduğu intişarındaki inâyetine mâsadak olan kalemimle, iki gün evvel ikmal edip, sevgili Üstadıma takdim ediyorum. Bu risale hakkında azîz Üstadıma kalbî ihtisasâtımı arz etmek istiyorum. Fakat ne kalemim ve ne de kalbim ifâdeden âcizdir.
Bu risalenin rûhumda vücûda getirdiği tebeddülâtı ta'rif imkânsızdır. Hakikaten rûhumun Asr-ı Saâdete ait karanlıklı noktalarını aydınlatmış, kalbimin en derin mahallerine nüfûz ederek, fakir talebenize verdiği ziyâları, nurları ile fakir talebenizi, öyle bir hâle getirmiştir ki, bu kusurlu talebenizin Cenâb-ı Hak’tan istediği ve zulümâtları yararak nurlar serpen
