sineklerden balıklara, zerrelerden yıldızlara kadar küçük büyük herbir masnû', insanların yüzüne vahşetle değil, gülerek baktıklarını görüyor.
Sonsuz rahîm olan Hàlık-ı Azîm’in kusursuz olan bu kasrını temâşâya doyamayan rûh, kendine avdet ediyor. Rahmetin nihâyet derecede incelikleriyle tanzim ve idare edilen cisme bakıyor. Duyguları arasında yalnız muhayyilesine hasr-ı nazar ediyor. Bu muhayyilenin dimağda kendisine tahsîs edilen mahalli, bir hardal tanesi kadarken, her zaman bütün âlemi sinema şeritleri gibi hayâl hânesinde dolaştırır.
Hâfıza bir çeşit, akıl ayrı bir çeşit, fikir başka bir hâlde, kalb daha başka, kâmil insanlarda hâl-i fa'âliyette olan diğer letâif daha başka bir şekilde, bâsıra, sâmia, zâika, lâmise, şâmme gibi havâss-ı zâhirînin istiâb ettikleri manevî sahalara nisbetle, nihâyet derecede küçük bir dimağımda yerleştikleri hâlde, yekdiğerine karışmayarak, biri diğerinin vazifesine müdâhale etmeyerek, ayrı ayrı vazifelerde, ayrı ayrı dâirelerde gayet muntazam çalıştıklarını ve hattâ etıbbânın bile senelerce tahsil ederek içinden çıkamadıkları vücûd-u beşerin herbir kısmının, herbir uzvunun inceliklerini görüyor.
Bu derece rahmetle tanzim edilen, bu kadar muhtelif vezâif ile çalıştırılan, bu muhayyirü'l-ukùl makineyi temâşâ eden rûh, bu makine üzerindeki derece-i mâlikiyetini düşünüyor. Hükmünün hiçbir uzva te'sir etmediğini görünce, sığınacak bir yer, ilticâ edecek bir mahal, perverde edilecek bir varlık arıyor. İşte o vakit bu kadar rahmetiyle perverde eden Hallâk-ı Azîm’e karşı secde-i şükrâna kapanarak ağlıyor, ağlıyor, ağlıyor. Bütün dertlerini döküyor. Onun, yalnız Onun lütf u keremine ilticâ ederek affolunmak, dünyada olduğu gibi ukbâda da sevdikleriyle birlikte va'dettiği Cennette bulundurulmasını istiyor ve yalvarıyor.
Ahmed Husrev ∗∗∗
► (161) ◄ Re'fet Bey’in fıkrasıdır
(Re'fet Bey’in fıkrasıdır)
Azîz ve Muhterem Üstadım Efendim!
Geçen hafta aldığım mektûbda, “Senin ve Şerîf Efendi’nin ifâdeleri kısadır, bir şey anlaşılmıyor. Tenkid mi, takdir mi?” buyurdunuz. Bütün eserlerinizi takdir ve kemâl-i istihsân ile karşıladığımız ma'lûm-u àlîleridir. Esâsen tenkid edecek kudret-i ilmiye değil bizde, Türkiye ulemâsında olmadığı hâdisât ile sâbittir.
Sinn-i sahavetinizde şark ulemâsını ilzam etmeniz ve ondan sonra İstanbul’a gelerek bil'umum ulemânın nazar-ı takdir ve hürmetini celb
