İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 172 / 348
172

dört nüsha değil, belki birkaç ay, her vazifeye tercihen fihristeyi teksir ve neşre sa'yetmeliyiz.

Mâdem ki, gayemiz neşr-i envâr-ı hakàik-ı Kur'ândır; bu mübârek ve kıymetdâr eser-i girân-bahâ ise hakàik-ı Kur'âniyenin hülâsası ve zübdesi ve tâbiri câiz ise, tam bir pişdârıdır ve miftâhü'n-nusret ve mirkâtü'l-fütûhtur.

Üstad-ı Azîzim! Mukaddimen, bu kıymetdâr eserleri avn-i İlâhî ile vücûda getirdikçe, bu kusurlu talebenizi de bir muhâtab addederek herbir eseri irsâl ve tenvir buyurmakta idiniz. Fakat o zamanlar gayr-ı ihtiyarî, nurla zulümât karşısında bulunmaklığım hasebiyle, nurlar ile aramdaki perde açılmamıştı. Şimdi o semm-i kàtil tâbirine lâyık muhâlif, zıt, menfî cereyanların zevâliyle, envâr-ı bînihâye-i Kur'âniyenin, elhamdülillâh kapıları açıldı. Sâlifü'l-arz zulümâtın zebûnu bulunduğum sıralarda münteşir âsârı tekrar okuyup yazıyorum.

Risalelerin derece-i kıymetlerini ve bahşettiği feyzi ve fevzi arzetmek, lisân ve kalemin fersah fersah iktidarının fevkındedir. Bu mübârek ve kudsî tereşşuhât-ı Kur'âniye ve lemeât-ı Furkàniyeyi, hakîki bir dellâl-ı Kur'ân olmalı ki, hakkıyla takdir ve senâ edebilsin. Zîra bu hayat-ı hakîkiye ve sermediye hazinelerindeki müsta'mel kelimât ve tâbiratın kâffesi, sâirlerine min-külli'l-vücûh fâik ve bâkir beyânâtı hâvî, kemâl-i selâset ve cezâlet ve şâyân-ı gıbta ve hayret, dirayeti müştemil ve câmi' ve cümel ve fıkarât, ism-i Bedî' ve Hakîm’in bir cilve-i hàssa ve mümtâzesidir, dersem binden bir hakkını bile vermiş olamam.

Hülâsa, bu nurların kâffesi, deccâllara mahsûs ve müstahzar, elmas gülleler ve ehl-i îmân için menba'-ı envâr-ı hakàik olan Kur'ân-ı Hakîm’den son asırda nebeân etmiş, binler âb-ı hayat-ı bâkiye hazineleridir.

Sabri ∗∗∗

► (166) ◄ Hâfız Ali’nin fıkrasıdır

(Hâfız Ali’nin fıkrasıdır)

Sevgili Üstadım Efendim Hazretleri!

Otuzbirinci Mektûbun Onbeşinci Lem'asının Birinci Kısmını, büyük bir meserretle aldım.

Sevgili Üstadım, zâten fakir, âcizâne nazarımda, “şems-i hidayetten neşr-i envâr eden Sözler” hak ve hem hakikat olarak, hakikat âleminin çarşısıdır. Hakikat âleminde ne varsa, o kadar zengin, o kadar mücehhez, o kadar bîpâyândır. Böyle bir çarşı-yı âlem mallarını almak lâzım ki, bir pâdişah kuvveti olsun. Eğer görmekse, öyle bir keskin, nâfiz, seyyâr bir

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.