Saâdet-i uhreviyemin, sizin duânızla olacağı telkin edilmiştir ve duânıza muhtacım. Bendenizi duâdan dirîğ buyurmamanızı temennî eder, el ve ayaklarınızdan öperim Efendim Hazretleri.
Mes'ûd (R.H.) ∗∗∗
► (244) ◄ Yirmialtıncı Mektûb’un Dördüncü Mebhasunun Birinci Mes'elesi
YİRMİALTINCI MEKTÛB’UN
DÖRDÜNCÜ MEBHASININ BİRİNCİ MES'ELESİ
بِاسْمِهِ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَعَلٰى وَالِدَيْكُمْ وَعَلٰى اِخْوَانِكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddık ve Sâdık, Muhlis ve Hàlis Kardeşim İbrahim Hulûsî Bey!
Mektûbunda beyân ediyorsun ki; “Eğirdir gibi” orada muvaffak olmuyorsun. Ondan telâş etme, orada öyle esbâb var ki, bütün bütün tevakkuf ve ta'til neticesini verebilirdi. Cenâb-ı Hakk’a şükür yine tevakkuf değil, muvaffakıyet var.
O manevî esbâbdan biri şudur ki: Cinnî şeytandan ders alan insan şeytanları, dünyevî meşgaleleri ile seni bir çember içine alıp, Nurlara hizmetini tahdid etmek için, sezdirmeyerek perde altında çalışmışlar. Hem o havâlide sâbıkan, müdhiş ameliyât ve icraat olduğundan, o muhîtte bir ürkeklik hâsıl olup, senin kalbindeki gayet kuvvetli bir metânet olmasaydı, o Nurlar orada hiç ışıklandırmayacaktı, fakat orada az hizmet de çoktur, kıymetdârdır.
Sâniyen: (Bu kısım, Yirmialtıncı Mektûb’un Dördüncü Mebhası’ndaki Dört mes'eleden Birincisi’nin “Sâniyen” kısmının sonuna ektir.)
﴾ رَبِّ الْعَالَمِينَ ﴿ tâbirinden sonra ﴾ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ ﴿ zikri, icmâlden tafsîle geçmektir. Nasıl ki; “memleket-i İslâmiye hâkimi” tâbirinden sonra “Anadolu, Asya ve Afrika hâkimi” tâbiri haşmet-i saltanatı mufassalan gösterir; öyle de rubûbiyet-i mutlakadan sonra, haşmet-i rubûbiyeti mufassalan gösterir. Her ne ise, şimdilik suâline tam cevab veremiyorum. Ona bedel Kur'ân i'câzına ait iki küçük nükteyi
