► (158) ◄ Hâfız Ali’nin dersini ne tarzda anladığını gösteren bir fıkrasıdır
(Hâfız Ali’nin dersini ne tarzda anladığını gösteren bir fıkrasıdır)
Muhterem Üstadım,
Otuzbirinci Mektûbun Ondördüncü Lem'asının İkinci Makamı’nı bir defa kendim okudum. Bir cüz'î istifade ile dimağımda bir lezzet hissettim. İkinci, üçüncü tekrarlarımda öyle bir zevk-i rûhâni uyandırdı ki; eğer kalb ve kalemim rûhuma tercümân olabilse idiler belki bir derece siz Üstadıma minnetdârâne arza cür'et eylerdim. Heyhât ne kalbim ve ne kalemim ve ne rûhum, acz ile önüme çıktılar ve itiraf-ı kusur ediyordular.
Sevgili Hocam! Sözler ünvânıyla neşr-i envâr ve feth-i bâb-ı rahmet eden envâr-ı Kur'âniye esâsen hàs, mahsûs bir sikke-i hâtemi taşımaktadırlar. Herbir parçasından, şümûllü Rahmet-i İlâhiyeye cüz'î küllî bir kapısı var gösteriyor ve göstermekle kapıları açık bırakıyorlar. Bu mübârek risaleyi, Süleyman, zekî Zekâi ve Lütfi kardeşlerimle okurken, hayâlime bir büyük müzeyyen bir saray gösterildi. Asıl ve hakikatini ve vüs'atini ve müzeyyenâtını temâşâ için rûhen çıktım baktım ki, yorgun ve nazarım kesik bir tarzda geriye döndüm. Zekâi kardaşım devam ediyordu. Tekrar o saray şeklinde mutantan, revnâkdâr, kıymetçe, mâhiyetçe aynı, ufak bir saray-ı vücûd âlemimi gördüm. Ve feth-i bâb edip temâşâ etmek istedim. Anahtarı yoktu. Birden kardaşımın ağzından بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ işittim. Kapı açıldı اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلٰى نُورِ الْاِيمَانِ وَهِدَايَةِ الرَّحْمٰنِ dedim. Gördüm ki büyük sarayın müştemilâtı ve tezyînâtı, o küçük sarayda dercedilmiş. Âdeta çarklardan mürekkeb bir saat ve çok ipleri hâvî bir nessâcdır. Dikkat ettim, o saati kuran ve işleteni ve o ipleri gûnâ gûnâ boyayıp dokuyanı, gündüzü gündüz eden güneş olduğu gibi pek parlak bir sûrette izâh buyurulunca gördüm. Tekrar اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ dedim ve şu âlem-i kübrânın fihristesini ve nümûnesini elime alınca artık pervâsız seyahate çıktım.
Muhterem Üstadım! Şu söz öyle bir hakikati ders veriyor ki, daha insana yabancı ve bilinmesi mümkün olmayan bir şey kalmıyor. Her gördüğü mûnis bir arkadaş oluyor ve susuz vâdiler ve geniş sahrâlar ve koca küre-i arz bir bahçe hükmünde Hàlık-ı Rahîm tarafından ihzar edilmiş ve tılsımı da بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ olduğu ve tılsımı bulunmazsa ve alınmazsa o bahçede yaşamak mümkün olmadığı ve yaşasa da her tarafta yabancı olarak ve her hatvesinde istiskàl edilerek, hayat değil belki câmid olarak bulunacağını izâh buyuruyorsunuz. Hele bizi her zaman günde kırk defa havsalamız almayarak “ah!” ile geri dönen mi'râc-ı mü'min olan
