kabûl eder bir tâifedir. İnşâallâh Vehhâbîlerin tahribâtını tamire sebeb oldukları gibi Ehl-i Sünnet ve Cemâatten, Zeydîlerin inhirafları dahi istikamet kesb edip, Ehl-i Sünnete iltihak edip imtizaç edecekler. Bu âhirzaman çok çalkalanıyor, bu fitne-i âhirzaman acîb şeyler doğuracağını ihsâs ediyor.
Risalelerle alâkadar arkadaşlara selâm ve Bedreddin ve hemşireme ve Hacı İbrahim’e duâ ediyorum.
اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى
Kardeşiniz
Said Nursî ∗∗∗
► (263) ◄ 15 Şubat 1934
(15 Şubat 1934)
بِاسْمِهِ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddık, Dikkatli Kardeşim Re'fet Bey!
Evvelâ: Onuncu Söz’ün Birinci İşâreti’nin âhirinde, “Evet, bir şeyden herşeyi yapmak ve herşeyi bir tek şey yapmak herşeyin Hàlık’ına hàs bir iştir.” Şu cümle hem Yirmiikinci Sözün lem'alarında, hem Otuzüçüncü Mektûbun pencerelerinde, hem Yirminci Mektûbun onbir kelimelerinde izâh ve isbât edilmiştir. Buradaki külliyet nisbî ve örfîdir. “Bir şeyden herşeyi yapmak”taki murad, bütün dünyanın mevcûdâtını bir şeyden yapmak ve icâd etmek değildir. Belki ondaki murad; bir şeyden yani bir katre sudan, bir insanın, bir hayvanın herşeyini, her eczâsını, herbir cihâzâtını halkediyor ve bir şey olan topraktan nebâtât ve hayvanatın herbir şeylerini ondan halkeder demektir.
Hem “herşeyi bir tek şey yapmak” cümlesindeki külliyet mukayyeddir, nisbîdir. Yani insanın yediği her nev' taamdan o insanda basit bir cild ve bir kan ve bir et ve hâkezâ...
Elhâsıl, bu külliyetten maksad odur ki; bir şeyi çok muhtelif eşyaya çevirmek ve birçok muhtelif eşyayı da bir tek şey yapmak, ancak Hàlık-ı Küll-i Şey’e mahsûstur.
Sâniyen: Minhâcü's-Sünne’yi kendi hattınla yazdığına çok memnun oldum. Senin kalemin merhum Abdurrahman’ın kalemi gibi bana şirin geliyor.
Sâlisen: Tenekeci Mehmed Efendi’nin hıfza başlaması mübârektir. Allah muvaffak etsin. Biz ona duâ ile yardım ediyoruz. O da okudukça
