Kerâmet-i Gavsiyeyi henüz kimseye okuyamadım. İçinde bu bîçâreden bahis edilişi, okumak hususunu düşündürüyor. Mübârek Ramazan (Hâşiye) [^11] bir ân evvel bu isyankârların, kadir-nâşinasların elinden yakayı kurtarmaya çalışır vaziyette, sür'atle elimizden gitmektedir. İmâm Ömer Efendi geçen sene, “Ramazanın Hikmetleri” eserinin, Ramazan ayı geçtikten sonra gelişinden, benim gibi müteessir olmuştu. Bu Ramazanın birinci cuma hutbesinde, ben de hazır olduğum hâlde, yüzlerce cemâate, bu nurlu hikmetlerden birkaçını hemen aynen okudu. Bu ânda bu fakirde husûle gelen şükür hislerini ta'rif edemeyeceğim.
[^11]:(Hâşiye) Garîbdir ki, Hulûsî'nin bu sözünü belki yirmi defa tekrar etmişim. Süleyman gibi dostlar şâhiddirler. Demek bir hakikat var ki, ikimizi böyle söyletmiş. Said
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبِّى
Hulûsî ∗∗∗
► (182) ◄ Ahmed Husrev’in fıkrasıdır
(Ahmed Husrev’in fıkrasıdır)
Sevgili Üstadım!
Bu fakir talebenize tesellî veren mektûbunuzu aldım ve ba'de't-takbîl okudum. Rûhumda hâsıl olan manevî yaraların ızdırâbları ile çok müteellim olurdum. Herşeyden ziyâde hürmet ettiğiniz ve ehemmiyeti dolayısıyla pek fazla i'tinâ ettiğiniz şeâir-i diniyemize ve sizi severek, hâhişle, fîsebîlillâh emirlerinize itâat ederek, size koşan talebelerinize sed çekmek sûretiyle yapılan denâete rûhum sabredemiyordu. Bir ân evvel Hàlık’ına ulaşmak isteyen rûhumda, azîm bir galeyân hissediyordum. Diğer taraftan da sizden ma'lûmât alamadığım için, ızdırâbların altında fevkalhad eziliyordum. Zâlimlerin kahrı için Dergâh-ı İlâhîye ilticâ etmekle tesellî bulmak isterken, işte bu mektûbunuz, kazâ ve kadere râzı olmak sûretiyle tesellî ihsân ediyordu. Ben de سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا diyerek kahr talebinde bulunmayı bırakıyorum.
Ey sevgili ve müşfik Üstadım! Her ân duânıza muhtaç talebeniz, kendi hesabıma düşünürsem, rûhen bir parça istirahat ediyorum. Fakat Üstadım ve kardeşlerim hesabına düşünürsem, ızdırâbım, ye'sim birden bine çıkıyor. Rûhum feverân ediyor. Yine Cenâb-ı Hak hesabına itâat etmek istemiyor.
Azîz Üstad!
Âlem-i İslâma indirilen o azîm darbeler, Âlem-i İslâm hesabına sizin omuzlarınıza isabet ettiğini biliyorum. Böyle olmakla beraber, ulvî
