► (164) ◄ Hulûsî’nin fıkrasıdır
(Hulûsî’nin fıkrasıdır)
Bir Mirkâtü's-Sünnet olan mübârek mektûb hakkındaki ihtisaslarımı arza maalesef muktedir değilim. Fakat istikametli tefsir, i'câzlı beyân, nurlu ilân gibi şânına lâyık tâbirle tavsif edebileceğim Beşinci Lem'a’nın, Onbir Nükteyi ihtiva edişini mânidâr buldum. Sanki, ma'nen diyor: îfâ-yı sünnet ile mükellef olduğumuz, ol Nebi-yi Zîşan’ın taraf-ı İlâhîden getirip haber verdiği yakìnen ma'lûm olan şeylerin hak olduğunu bilip, kalb ile tasdik ve dil ile ikrar etmek sûretiyle, ta'rif olunan îmân ve İslâmın şartlarının mecmûu olan onbir adediyle, bu nurlu mektûbdaki nüktelerde sarîh tevâfuk vardır. Mâdem böyledir, mü'minim diyen ittibâ'-ı sünnet etmeli. Elhamdülillâh Müslümanım, iddiasında bulunan ve ﴾ لِمَ تَقُولُونَ مَا لاَ تَفْعَلُونَ ﴿ itâbından kurtulmak isteyen, sünnete yapışmalı ilh.. hakàikı ders veriyor.
Bu mektûbu almazdan evvel Allah hayretsin, bir gece rüyamda büyük bir câmide bulunuyorum. Namaz kılındıktan sonra, ben kapıya yakın bir yerde ayakta duruyorum. Baktım, mihrabın sol tarafından küçük ve toplu bir cemâat geliyor. Bana yaklaştıkları zaman, “İşte Abdülkadir-i Geylânî Hazretleri” diye kulağıma bir ses geldi. Gayr-ı ihtiyarî “Meded yâ Gavs-ı A'zam!” diyerek, ağlayarak ayağına kapandım. Mübârek sol elleriyle beni yerden kaldırdılar ve şefkat gösterdiler. Kendileri uzun boylu, çok mehîb ve üzerlerinde siyah bir sako, mübârek sakalları siyah, pek az ağarmış. Beşûş ve nurânî bir çehre... Mübârek başlarında bir mahrût-u nâkıs şeklinde yüksek ve çok beyaz bir sarık vardı. Câmiden çıkınca, bitişik bir odada cemâatle beraber oturduğumuzu da hatırlıyorum. Bu rüya bana çok zevk vermekle beraber, duâ ve himmetlerinin hizbü'l-Kur'ân üzerinde her zaman mevcûd bulunduğuna daha ziyâde yakìn hâsıl ettirdi.
Hulûsî ∗∗∗
► (165) ◄ Sabri’nin fıkrasıdır
(Sabri’nin fıkrasıdır)
Bu kerre bir kıt'a lütûfnâme-i fâzılâne-i merğûbeleriyle tereşşuhât-ı Kitab-ı Mübîn’in bir zübdesi bulunan, Fihriste-i Mübînin Dördüncü Kısmını, Süleyman Efendi kardeşimiz yediyle aldım, okudum. Müellifine, kâtibine, nâşirine, hàdimlerine binler duâlar ettim. Hakikaten vakt-i kırâatim olan iki saat zarfında, Risalatü'n-Nur ve Mektûbatü'n-Nur’un kâffesini icmâlen okumuş kadar mütelezziz ve müstefîd oldum ve şöyle dedim: Lütûfnâme-i keremkârîlerinde işâret buyurulduğu üzere,
