Risalelerin neşri ile ona adâvet edecek resmî birkaç düşmanlara bedel, zâlim, insafsız çok düşmanları buldu, bir kısım dostlarını kaybetti.
On Üçüncüsü
ONÜÇÜNCÜSÜ: Hâfız Hâlid’dir (R.A.). Kendisi der:
“Evet, itiraf ediyorum, Üstadımın Hizmet-i Kur'âniyede neşrettiği âsârın tesvîdinde harâretli bir sûrette bulunduğum zaman mahallemizde bir câmi imâmlığı vardı. Eski kisve-i ilmiyemi, sarığı bağlamak niyetiyle muvakkaten o hizmete fütûr verip, bilmeyerek çekildim. Maksadımın aksiyle şefkatli bir tokat yedim. Sekiz-dokuz ay imâmlık ettiğim hâlde, müftünün çok va'dlerine rağmen, fevkalâde bir sûrette, sarığı saramadım. Şübhemiz kalmadı ki, o kusurdan bu şefkatli tokat geldi. Ben Üstadımın hem bir muhâtabı, hem bir müsevvidi idim. Benim çekilmemle tesvîd hususunda sıkıntı çekmişti. Her ne ise... Yine şükür ki, kusurumuzu anladık ve bu hizmetin de ne kadar kudsî olduğunu bildik. Ve Şah-ı Geylânî gibi, arkamızda melek-i sıyânet gibi bir üstad bulunduğuna i'timâd ettik.”
Ez'afü'l-İbâd
Hâfız Hâlid
On Dördüncüsü
ONDÖRDÜNCÜSÜ: Üç Mustafa’nın küçücük üç tokat yemeleridir.
Birincisi: Mustafa Çavuş (R.A.) sekiz senedir bizim hususî küçük câmie, hem sobasına, hem gazyağına, hem kibritine kadar hizmet ediyordu. Hattâ gazyağını ve kibritini sekiz senedir kendi kesesinden sarf ettiğini sonra öğrendik. Cemâate, hususan Cuma gecelerinde gayet zarûrî bir iş olmayınca geri kalmıyordu. Sonra ehl-i dünya onun safvet-i kalbinden istifade ederek dediler ki: “Sözler’in bir kâtibi olan Hâfızın sarığına ilişecekler. Hem gizli ezân muvakkaten terkedilsin. Sen kâtibe söyle, cebir görmeden evvel sarığı çıkarsın.” O bilmiyordu ki, Hizmet-i Kur'âniyede bulunan birisinin sarığını çıkarmaya dair sözü tebliğ etmek, Mustafa Çavuş gibi yüksek rûhlulara pek ağırdır. Onların sözlerini tebliğ etmiş.
O gece rüyada ben görüyordum ki, Mustafa Çavuş’un elleri kirli, kaymakam arkasında olarak odama geldi. İkinci gün ona dedim: “Mustafa Çavuş, sen bugün kim ile görüştün?” “Seni elin mülevves bir sûrette kaymakamın arkasında gördüm.” Dedi: “Eyvâh! Bana böyle bir söz, muhtar söyledi, ‘Kâtibe söyle.’ Ben arkasında ne olduğunu bilmedim.”
Hem aynı günde bir okkaya yakın gazyağını câmiye getirmiş. Hiç vukû' bulmayan, o gün kapı açık kalmış, bir keçi yavrusu içeriye girmiş, büyük bir adam gelmiş, keçi yavrusunun seccademe yakın bıraktığı müzahrefâtı yıkamak için, ibrikteki gazyağını su zannedip bütün o gazyağını, temizlik yapıyorum diye, câminin her tarafına serpmiş. Acâibdir ki, kokusunu duymamış. Demek, o mescid lisân-ı hâl ile
