► (225) ◄
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا
Azîz Sıddık Kardeşlerim ve Hizmet-i Kur'âniyede Fedâkâr Arkadaşlarım Sabri, Hâfız Ali, Husrev, Re'fet, Bekir, Lütfü, Rüştü Efendiler!
Kardeşlerim, bu Ramazan-ı Şerîfte size âlem-i nurdan bahisler açmak arzuları var idi. Maalesef bir hâdise, zulmet âleminden bahsetmeye beni mecbur ediyor. Bu yeni hâdise için etraftaki dostlar lisân-ı kàl ve hâl ile meraklı, endişeli bir tarzda benden istizah istiyorlar. Onları ve sizleri meraktan kurtarmak için o hâdiseyi iki kısım olarak bir parça beyân edeceğim.
Birinci kısım: Bu bize nisbeten musîbetli ve elim hâdiseyi, Cenâb-ı Hak inâyet ve rahmetiyle başka sûrete çeviriyor. Evet Cennet ucuz olmadığı gibi Cehennem de lüzumsuz değil. Bu hâdisenin bize karşıki vechi rahmet görünüyor. Ehl-i dünyaya karşı vechi, cehennemin lüzumunu gösteriyor. Filhakîka bu Ramazan-ı Şerîf’te hâdisenin sûreti çok çirkindi. Fakat Gavs-ı A'zam’ın dediği gibi inâyet gözünün altında ve hıfzında olduğumuzdan çok cihetlerle hakkımızda lemeât-ı rahmet göründü.
İkincisi: Bu Ramazan-ı Şerîfte acz u za'fı ve fakr u ihtiyacı tam hissedip Cenâb-ı Hakk’a ilticâ etmek, bir sûrette intibâh ve heyecan ve şuûr ve şiddet verdi. Ramazan-ı Şerîfte şimdi okuduğum münâcâtların okunmasına bu hâdise mühim bir kuvvet oldu. Zâten musîbetler, Dergâh-ı İlâhîye sevk etmek için birer kader kamçısıdır. Her okuduğum bir kelime ve duâ da ve münâcât da şuûrlu ve şiddetli oluyor, resmî ve rûhsuz olmuyor. Sahâbelerdeki ibâdetlerin sırr-ı tefevvuku bu noktadandır. Tesbih ve zikri bütün mânâsıyla şuûrlu bir sûrette söyledikleridir.
(Hâşiye) Bu mektûbun mütebâkisi bir maksada binâen buradan kaldırılmıştır.
Said Nursî ∗∗∗
