İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 61 / 348
61

Görülse de pek nâdir bir hâldedir. Şu hâlde tevâfukât-ı gaybiye, bir kerâmet-i aleniye olarak endâmını Nurlarda izhâr ediyor ve lisân-ı hâl ile beşere hitâben diyor ki: “Ey Benî Âdem! Şu sisli asırda dalâleti ref' ve selbedip necât ve saâdet bahşedecek ve dimağınızdaki semli kokuları, verd-i (∗) [^2] Muhammedîye tebdil edecek ve en kestirme ve son derece muhkem ve müstakîm bir tarîk-ı selâmet ve necâta sevkedecek, pek çok kerâmât ve i'câzını gösteren, bizim bulunduğumuz deryâ-yı nurânîdir. Ve âtiyen daha nice âsâr-ı hafiye tezâhür edecektir.” diye nidâ ediyor.

[^2]:(∗) Gül demektir.

Müsâade-i fâzılâneleriyle bir ma'ruzâtım daha var. Fakat bu cihette, şahsımı istisna ederek merâmımı arzedeceğim. Bendeniz Nurların müştâk müşterilerinde, daha doğrusu yanık talebelerinde, bir tevâfuk-u fevkalâde görüyorum. Çünkü enâniyet ve nefsâniyetin şiddetle hükümfermâ olduğu şu asırda, hepsinin derece-i ihtiyaç ve iştiyakı bir, kâffesinin ahlâk ve etvârı bir, umumunun tarz-ı telâkkisi bir ve yekdiğerine karşı “ ahin lieb ve üm ”den (kardeş, baba ve anadan) daha kavî bir râbıta-i hakîkiye ile merbût; samîmiyet ve hakikat-perverlikte, âdeta yekdiğerine müsâbaka eder derecede ciddi ve hàlis; kardeşlikte takib ettikleri hat ve hareket bir ve daha pek ziyâde birbirine benzeyen tullâb-ı Nurâniyenin bu hàrika hâllerini de ayrıca bir tevâfukât-ı gaybiye sırasında görüyorum. Zîra, İstanbul’dan, İzmir’den, Aydın’dan, Kütahya’dan, Isparta’dan, Eğirdir’den ilh. muhtelif beldelerden seçilip, bir safta mukayyed bulunan talebelerin aynı hàssaları hâiz olmaları, câlib-i nazar-ı dikkat olsa gerektir, zannederim Efendim Hazretleri.

Sabri ∗∗∗

► (070) ◄ Sabri’nin fıkrasıdır

(Sabri’nin fıkrasıdır)

Lütûfkâr ve İnâyetkâr Üstadım Efendim Hazretleri!

Ramazan-ı Şerîfin onuncu Cumartesi günü, saat onbir buçukta, herbir nüktesi nâmütenâhî hikmet ve hakikat müjdelerini hâvî ve mübeşşir, dokuz nükteli Ramazaniye’yi aldım. Rûhumun fevkalâde muhtaç ve müştâk bulunduğu ve nazîrsiz eser-i pür-nuru, o gece kemâl-i fahr ve sürûrla yazdım ve aslını yine Nis’li Hâfız Mahmud Efendi’ye teslîm ettim. Hakkı Efendi’ye götürdü. Ertesi sabah istinsah ettiğim risaleyi bir daha dikkatli okuyarak, hattımın tevâfukunu tashih ve Ali Efendi’ye ait bir mektûb yazdım. Tam imza edeceğim esnâda, İslâm Köyü’nden bu vazifeye ma'nen memur bir adam geldi, Ali Efendi’ye gönderdim. Ve şu ümîdin fevkınde ânî olarak gelen vâsıta-i irsâl, eserin kudsiyetine sarîh ve bâriz bir delil olduğuna şübhe kalmadı.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.