İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 121 / 348
121

► (129) ◄ Sabri’nin fıkrasıdır

(Sabri’nin fıkrasıdır)

Üstad-ı A'zam Efendim Hazretleri,

Bu defa hoş ve latîf tevâfukâtıyla nurânî yolculara dest-i manevîsini uzatarak, ziyâdâr parmağıyla “Bizler başıboş, gelişi güzel serpilmiş şeyler değiliz... Belki muvâzene-i tam ve tevâfuk-ı hakîkiye ve bir kıyâs-ı kat'iyye ile inkişaf ve temevvüc eden Kitab-ı Semâviye-i Kur'âniyenin misâlsiz birer yıldızlarıyız...” diyerek, bâlâsı zîrine, sağı soluna eyâdi-i manevîsiyle musâfaha ve mukàbele edercesine tevâfukâtı müşâhede edilen Kitab-ı Mübîn’in lemeât ve tereşşuhâtının tevâfukâtı, Onuncu Söz’de dahi müşâhede edildi. Bu Sözün mânidâr ve hikmetdâr tevâfuk ve intizamları sanki kemâl-i harâretle yekdiğerine müştâk ve mütehassir birkaç samîmî ve ciddi kardeş ve arkadaşların vuslatları gibi, Kur'ân-ı Azîmü'ş-Şân’ın herbir âyât ve kelâmı, taht-ı tasarrufuna aldığı kelime ve kelâmları yine semâvâtın hadsiz elektrikleri olan yıldızlar gibi parlatarak, şu letâfetleri ile insaniyet ta'rifine tam dâhil olan zîşuûru mest ve hayran bırakıyor.

Şurası da şâyân-ı hayrettir ki: Şu mübârek Onuncu Söz, mevzûu olan haşir mes'ele-i mühimmesi kâinâtın hitâm-ı ömrüne muallak ve mukadder olduğu gibi, Risaletü'n-Nur arasında dahi bu Sözün en son tevâfukâtını göstermesi de ayrıca bir tevâfuktur diyorum. Cennet nehirleri demek olan Kur'ânî nehirleri, envâ'-ı türlü âvâzıyla coşkun coşkun aksın aksın ki; zaman-ı câhiliyet ve devr-i fetrette son derece ihtiyaçlı olan akvâm üzerlerine tulû' eden şümûs-ı Kur'âniyenin sür'atle inkişaf ve tevessü' ve nev'-i beşerin humsunu ihyâ, ebedî ve dâimî bir nurla tenvir ve izâe eylediği gibi, şu asr-ı dalâlet ve hüsran ve devr-i bid'at ve tuğyanda, ehl-i îmân ve tevhidin yaralı rûhlarına merhem olsun.

Evet, altı-yedi seneden beri hoş ve şirin bu manzarayı gören latîf ve nazîrsiz bir gül-i Muhammedîyi koklayan Ümmet-i Muhammed Sûre-i Kevser’den –bihamdihi ve'l-minneti– mükâfât-ı rûhiyesini ve dimağiyesini aldı. Ve bu noktaya rûhum emin idi ki; çoktan beri ehl-i îmân ve tevhid, İslâmiyet gibi bâkî ve sermedî güneşin küsûf ve ufûlüne canavarcasına çalışmayı kendine vazife addeden ehl-i dalâletin pis programlarını görüp nevm-i gafletten uyanarak, Sûre-i Kevseri takib eden iki sûreyi lisân-ı hâl ve kàl ile okuyarak zındıklara hitâben, “Bizler sizin nifâk denizinde serseriyâne ve zulümkârâne gezen dalâlet ve sefâhet gemilerinize binemeyiz; ancak, Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân’ın nurânî ve tevhid sikkeli îmân ve İslâm zırhlılarına bineriz; menzillerimize vardığımızda muvaffakıyet ve semere-i sa'yimiz tezâhür ve tahakkuk eder.” diye

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.