► (113) ◄ Husrev’in fıkrasıdır
(Husrev’in fıkrasıdır)
Sevgili Üstadım Efendim!
Kenzü'l-arş duâsı’nın feyzinden gelen bir nükte-i Kur'âniyede yanlışlığın, tarafımızdan nasıl karşılandığını suâl eden ve hatâsının esbâbını bize izâh eden sevimli mektûbunuzu aldım. Bu kısmı, Sûre-i Kevser’in latîf ve yüksek tevâfukâtını gösteren Altıncı Remiz’le ve bir de büyük bir fâtihten daha büyük olan tarîkata ait kısımla beraber okudum.
Bu hafta sevincim ve şevkim pek ziyâde idi. Bir taraftan, senelerden beri tab'edilmesi ve Âlem-i İslâma neşredilmesi için istinsah edilen o kıymetdâr mahzen-i hakàik, emin vâdilere gönderiliyordu. Diğer taraftan, şu baharın câzibedâr güzelliğinden pek çok yüksek bir nurâniyetle karşımıza çıkan Yirmidokuzuncu Mektûb’un herbir kısmının verdiği zevk-i manevî içerisinde yaşıyorduk. Kenzü'l-arş duâsının feyzinden gelen ikinci bir nükte-i Kur'âniyeyi, mektûbunuz gelmeden evvel arkadaşlarla birlikte tekrar okuduk. Tedkik gayesi, hiçbirimizde olmadığı için on dakika içerisinde, yazılan bu kısmın nurânî şu'leleri arasında kaldık. Okurken ağzımızdan arada sırada çıkan sadâ-yı hayret ve taaccübden başka bir şey işitilmiyor ve yüzümüzden akan beşâşet, duyduğumuz manevî zevki ta'rife kâfî geliyordu.
Sevgili Üstadım! Herbir risale aramızda pek büyük bir sevinçle karşılandığı ve hayretle okunduğu ve lâyık olduğu şekilde hürmet gördüğü için, her nasılsa vâki olan hatam hakkındaki mektûbunuzu aldığım vakit, kıymetdâr üstadım, bu hâli bize ihtar etmeseydiniz, biz hiçbir vakit böyle şeyle meşgul olmayacaktık ve “yanlış var” diyenlere karşı da hak da'vâ edeceğimizde hiç tereddüd etmeyecektik. Sûre-i Kevser’in ve Sekizinci Remz’in tevâfukât-ı hurûfiyeleri üzerinde birer birer tedkîkàtta bulunmuş ve hiçbirinde noksan bulamamıştık. Esâsen bu tedkîkàtımız, noksan aramak gayesiyle değil, belki tevsî'-i ma'lûmât ve bir de manevî gıdâmızı almak için vukû' buluyordu. Bu akşam fakirhânede Re'fet, Lütfi, Rüşdü Efendi kardeşlerimle oturmuş bu hususta tekrar konuşmuştuk. Hepimiz diyorduk: Üstadımız bize söylemekte, hiçbir şeyden çekinmediğini biliyoruz. İşte bu hâl bize kâfîdir. Şimdiye kadar da böyle bir şey vukû' bulmuş değildir. Bu hususta en büyük şâhid; bu Risaleler, ilmi kendilerine isnâd eden zâtların ellerinde gezdiği hâlde onları da tasdike mecbur etmiştir.
İşte sevgili Üstadım... Bu hâdisât dimağımızı daha ziyâde takviye etmiş bulunuyor ve bizi size daha ziyâde rabtediyor. Her hususta bizi himâye ve vikàye etmekte olduğunuza kâfî ve daha kat'î bir bürhân yerine geçmiş bulunuyor.
