Hükmün, muhakkak kıyâmete kadar bâkîdir,
Sana inanmayanlar âdi, zelîl, kâfirdir,
Sen, her varlığın üstünde doğan güneşsin,
Seni istemeyenler, dünyada Cehenneme göçsün.
Hâşâ! Seni beğenmeyen ve yanlış diyenlerin,
Dilleri kesilsin, yere batsın,
Sana hor bakmak isteyenleri, Allah kahretsin,
Sen Hakikatin ilk ve son güneşisin...
Osman Nuri ∗∗∗
► (149) ◄ Hâfız Ali’nin bir fıkrasıdır
(Hâfız Ali’nin bir fıkrasıdır)
Azîz Üstadım!
Otuzbirinci Mektûbun Onüçüncü Lem'ası, “Hikmetü'l-İstiâze” nâm-ı àlîyi taşıyan bir parça-i nuru aldım. Elhamdülillâh istinsaha muvaffak oldum. Cenâb-ı Hak, hazine-i bînihâyesinden emsâl-i sâiresini ihsân buyursun.. âmîn, bihürmeti Seyyidi'l-Mürselîn...
Üstadım Efendim, bu azîm hakikati taşıyan risale, fakir talebenizde pek azîm te'sirât yaparak dimağım ve bütün duygu ve hâsselerim, o azîm hakàik üzerine serpilerek, toplanmaz bir hâle geldiler. Gündüzde, güneşin ziyâsı karşısında kalan yıldız böceği gibi, gerek güneşin ta'rifini ve gerekse kendi şevkiyle dâire-i muhîtinde bulunanları ta'rif edemediği gibi.. fakir, aynı hâl kesbettim.
Evvelâ: Bu risale, diğer Tevhid’e dair büyük risalelerin bir büyük kardeşi olabilir. Zîra nasıl ki öbür kütle-i nur, Cenâb-ı Hakk’ın âlem-i kebîrde cilve-i Cemâl ve Kemâl ve Esmâ-i Hüsnâsını pek zâhir bir tarzda a'mâ olanlara da gösterdiler. Aynen bu parça-i Nur, âlem-i asğar olan ve Esmâ-i Hüsnâya âyine olan ve hilkat-i dünyanın rûhu mesâbesindeki beşerin, kemâl ve sukùtuna, ebediyet ve ademine sebeb olan en büyük vesile ve desîseleri, pek yakìnen keşfedip gösteriyorlar.
Sâniyen: Bu hakikatleri düşünürken kalbime şöyle geldi ki: Nasıl ki “Hüdhüd-ü Süleymânî, zeminin suyu mechûl olan yerlerinde –hafriyatsız– suyu bulmaya vesile idi.” diyorlar. Aynen bu risale, Hüdhüd-ü Süleymânî tarzında, âlem-i asğar olan insanın, ezdâdlardan müteşekkil cism-i vücûdunda “nur-u îmân yatağı” olan kalbi, biaynihi gösteriyor. Zemin yüzünde zararlı ve zararsız otları teşhîs eden –kimyagerin âb-ı hayat bulduğu gibi binde bir hakikatini ancak görebildiğimi anladığım–
