► (262) ◄ 5 Şubat 1934
(5 Şubat 1934)
بِاسْمِهِ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddık, Müdakkik, Müştâk Kardeşim Re'fet Bey!
Sen benimle ne kadar konuşmayı arzu ediyorsan belki ondan ziyâde ben arzu ediyorum. Fakat maatteessüf müteaddid esbâb tahtında sıkıntılı bir vaziyetteyim. Hattâ bir-iki saatte bulduğum bir fırsat, yedi-sekiz mektûbu yazmaya çalışıyorum. Ara sıra benim yanıma gelen Gâlib dahi men'edildi. Yalnız bîçâre Şamlı kaldı, o da her vakit gelemiyor.
Hem bu yılanları yaralandırıp bize canavarcasına saldırıyorlar. Her fırsattan sıkıntı vermeye çalışıyorlar. Zâten ben meb'ûslardan hayır beklemiyordum. Bunlara iliştiler, kaldırmadılar, bütün bütün düşman ettiler. İşte maatteessüf bunlar dünyayı hâtırıma getirdikleri için tulûât-ı kalbiye tevakkuf ediyor. Başlarını yesin, bu ehl-i dünyanın dünyasını düşünmek bana zehir oluyor. Ben dünyanıza karışmıyorum, buna mukâbil o pis dünyanızı bana düşündürmeyiniz dediğim hâlde olamıyor. Ben de Cenâb-ı Hakk’a niyâz ettim ki, bana kuvvetli bir sabır, bir tecrid-i zihin ihsân etsin ki düşünmeyeyim. Lillâhi'l-Hamd kalbime bu esâs geldi ki: “Bu Hizmet-i Kur'âniyede başa ne gelirse gelsin, hattâ her günde birer başım olsa da kesilse, yine o hizmetin kudsiyetindeki lezzet-i rûhâniye mukâbil geliyor ve kâfîdir.” diye kemâl-i teslîm ile kazâya rızâ, kadere teslîm ve Cenâb-ı Hakk’a tefvîz-i umûr düsturunu rehber ittihàz ettim.
Nuh’a yazdığım gibi size de diyorum ki: Eskide bir zât, haksız bir mesleği hak zannederek ondan aldığı bir muhabbet ile diri iken derisinin soyulduğuna tahammül ederek kahramanâne bir tavır gösterdiği gibi, acaba ayn-ı hak ve mahz-ı hakikat ve bütün envâr-ı hakàikın menba' ve mâdeni olan hakikat-i Kur'âniyeye hizmetimizdeki kudsî lezzet, bu mülhidlerin muvakkat, ehemmiyetsiz iz'açlarına ve kalbimizde açtıkları yaralara tiryâk ve merhem olamaz mı? Elbette olur ve olmuş ve oluyor.
Sâniyen: Yemen imâmı olan Zeydîler Seyyidi hakkındaki suâliniz hakikaten ehemmiyetli ve yümünlüdür. Fakat meymenetsiz bir zamana rastgeldi. Hem zihnim kapalı hem hâl müsâid değil, hem ve hem... Yalnız bu kadar var ki, meşhûr “İmâm-ı Zeyd” Sâdât-ı Azîmeden ve Eimme-i Âl-i Beyt’tendir. Ve müfrit Şîaları reddeden ve اِذْهَبُوا اَنْتُمُ الرَّوَافِضُ deyip Hazret-i Ebû Bekir ve Hazret-i Ömer’den teberrîyi kabûl etmeyen ve o iki halife-i zîşanı hürmet edip kabûl eden bir zâttır. Onun etbâ'ları, Şîaların en mu'tedili ve en sünnîsidir. Bunlar hem ehl-i insaf ve hem çabuk hakkı
