► (041) ◄ Şu fıkra, hakîki ve birinci kardeşimiz olan Hakkı Efendi’nindir
(Şu fıkra, hakîki ve birinci kardeşimiz olan Hakkı Efendi’nindir)
Mükerreren mütâlaa ve kırâat ederek, arş kadar yüksek eserleriniz hakkında mütâlaa serdine bir kelime hattâ bir nokta ilâvesine kendimde cür'et ve kudret bulamadığımdan dolayı bu bâbda bir mütâlaa dermeyânına imkân göremiyorum. Yalnız çok yüksek, cihan kadar kıymetdâr mübârek eserleri okuyup cehâletimiz hasebiyle idrak edebildiğimiz kadar istifade ve istifazaya çalışarak müstefîd olabilmek bizim için pek büyük bir ni'mettir.
Hakkı ∗∗∗
► (042) ◄ Yine Hakkı Efendi’nindir
(Yine Hakkı Efendi’nindir)
İşbu cihan-kıymet eserin mütâlaasında nasıl bulduğumuz istifsar buyuruluyor. Dekàik-ı hikmet ve hakàik-ı ilmiye ile tezyîn ve tarsin edilmiş olan yüksek eser hakkında bir mütâlaa serdetmek, bidâamın fevkındedir.
Hakkı ∗∗∗
► (043) ◄ Şu fıkra, ikinci bir Sabri olan Hâfız Ali’nindir
(Şu fıkra, ikinci bir Sabri olan Hâfız Ali’nindir)
Efendim! Yirmibeşinci Söz, Cenâb-ı Hakk’ın fermân-ı mübîni olan Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân için öyle bir vuzûh-u etemmi hâvî bir muarrif-i hakîkidir ki; bahr-i hakàikta seyr ü seyahat eden ve haricen çelikle mücellâ ve müstahkem ve dâhilen elmas ve akikle müzeyyen ve müberhen ve menba'-ı hakîkisi olan Furkàn-ı Hakîm gibi dâima gençliğini ve resânetini, zînet ve hüsnünü tezyîd ve muhâfaza eden ve hiçbir vecihle ahkâm-ı memdûhasına nâkìsa getirmeyen bir sefîne-i semâviyenin mahsulü olup, kalbleri kışırlanarak felsefenin çıkmaz çığırlarına sapan gâfil ve âsîlere şiddetle darbe-i müdhişe ve mühlikesini çarpan o Söz, mutî'lere lütf-u dest-i manevîsiyle dünyevî ve uhrevî nihâyetsiz mükâfâtını ihsân eden Cenâb-ı Hakk’ın, zât-ı üstadânelerine lütûf buyurduğu ve “Vehhâb” ism-i celîlinden tulû' eden nurun lem'asıyla ziyâlandırıp hakàik-ı İlâhiyenin zerrelerini bile pırlantalar gibi görüp ve gösteren üstadımın, hakàik denizinde seyr ü seyahatleri esnâsında isabet eden mevceler ki yekdiğerini müteâkib herbirisi başlı başına bir mu'cize, hattâ bir katresi bile îcâzıyla i'câzının gösterdiğini gördüğümde “Mâşâallâh”, “Elhamdülillâhi alâ nuri'l-îmân ve hidayeti'r-Rahmân” cümle-i celîlesini lisânımda vird ediyorum.
Ali ∗∗∗
