müstağrak olarak, ilerlemek istedikleri hàlisâne emel ve gayelerinde adımlarını daha ziyâde uzatmaya ve dâirelerini daha ziyâde tevsî'e başlamışlardır.
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبِّى
Azîz Üstadım! Cenâb-ı Kibriyânın mahzâ bir lütûf ve nihâyetsiz bir kerem ve ihsânı olarak Nurlar Külliyatı, bu abd-i pür-kusur gibi nice gâfillere ihsân buyurularak, sürekli yağmurların arz üzerinde tathîrat yaptığı gibi nurlar mahallesinde şu asr-ı dalâlet ve devr-i bid'atta çirkâb-ı hayat-ı maddiye bataklığına batan bu âciz kula, “Zararın neresinden dönsen kârdır.” ders-i îkazını vererek, hamden sümme hamden, zulümât vâdisinden çıkararak, şâhika-i Nura yetiştirmişti.
Her nasılsa, bir sene evvel; “Ey Sabri! Belki hubb-u câha meyledersin, olur ki o cihette bir arzu uyandırır. Gel o bedbahtların bulanık havuzcuğuna bir daha dal, çık.” denildi. Elhamdülillâh selâmet çıktım. Bundan halâsım, nazar-ı fakirânemde pek ehemmiyetli bir kurtuluştur.
Talebeniz
Sabri ∗∗∗
► (148) ◄ Osman Nuri’nin bir fıkrasıdır
(Osman Nuri’nin bir fıkrasıdır)
Kitapların en büyüğüsün, Kelâm-ı Kadîm,
Hak kanunların anasısın, Kur'ân-ı Azîm,
Kudsî tarihlerin nur babasısın, Kelâm-ı Kadîm,
Sen, dinimizin bekçisisin, Kur'ân-ı Azîm.
Dört İlâhî kitabın anası, yalnız sensin,
İftihar eder seninle, bütün Din-i İslâm,
Sensiz yaşamak isteyen kalbler gebersin,
Sen hakikatin ilk ve son güneşisin.
Her varlığın üstünde, sönmeyecek güneşsin,
Bütün gizli ve âşikârın miftâhı sensin,
Seni tanımayan ve tâbi olmayan, her yerde
Sâhibinin gazabına uğrasın, gebersin...
