İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 237 / 348
237

► (218) ◄ Yirmi İkinci Mektûbun Hâtimesindeki Bahse Bir Zeyldir

YİRMİİKİNCİ MEKTÛBUN HÂTİMESİNDEKİ BAHSE BİR ZEYLDİR

﴿ اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَاْكُلَ لَحْمَ اَخِيهِ مَيْتًا ﴾

Gıybet, şu âyetin kat'î hükmüyle nazar-ı Kur'ânda gayet menfûr ve ehl-i gıybet, gayet fenâ ve alçaktırlar. Gıybetin en fenâ ve en şeni'i ve en zâlimâne kısmı, kazf-i muhsanât nev'idir. Yani gözüyle görmüş dört şâhidi gösteremeyen bir insan, bir erkek veya kadın hakkında zinâ isnâd etmek; en şeni' bir günah-ı kebâir ve en zâlimâne bir cinayettir. Hayat-ı ictimâiye-i ehl-i îmânı zehirlendirir bir hıyânettir. Mes'ûd bir ailenin hayatını mahveden bir gadrdir. Evet Sûre-i Nur, bu hakikati o kadar şiddetle göstermiş ki, vicdân sâhibini titretiyor ve tüylerini ürperttiriyor.

﴿ لَوْلَٓا اِذْ سَمِعْتُمُوهُ قُلْتُمْ مَا يَكُونُ لَنَٓا اَنْ نَتَكَلَّمَ بِهٰذَا سُبْحَانَكَ هٰذَا بُهْتَانٌ عَظِيمٌ ﴾

şiddetle fermân ediyor ve diyor ki: Gözüyle görmüş dört şâhidi gösteremeyen merdudu'ş-şehâdettir. Ebedî şehâdetlerini kabûl etmeyiniz. Çünkü yalancıdırlar. Acaba böyle kazfe cesâret eden hangi adam var ki, gözüyle görmüş dört şâhidi gösterebilir. Kur'ân-ı Hakîm bu şartı koşturmakla, böyle şeylerde şakk-ı şefe etmeyiniz, bu kapıyı kapayınız demektir. ﴾ يُحِبُّونَ اَنْ تَشِيعَ الْفَاحِشَةُ ﴿ tehdidiyle, öyleleri münâfık gibi ehl-i îmânın hayat-ı ictimâiyelerini böyle işâalar ile ifsad ediyorlar, ifâde ediyor. Ve bilhassa böyle gıybet ehl-i nâmus ve ehl-i haysiyet hakkında olsa ve bilhassa ehl-i ilim hakkında olsa ve bilhassa akıldan haric bir tarzda olsa...

Meselâ: Nâmuslu bir zât, kendi gayet yakışıklı, bir cihetle mükemmel ve ailesine kemâl-i i'timâdı olduğu hâlde; hiçbir cihetle ona mukâbil gelemeyen ve onun hizmetkârı hükmünde ve ona nisbeten çirkince bir insan ve dünyada onların ictimâ'ını hiçbir fıtrat ve vicdân kabûl etmediği bir sûrette o bîçâre ailesini o sûretle gıybet etmek, bu nev' gıybetin en şeni'idir. Böyle eşne' gıybetin sebebi, olsa olsa insanın dest-i ihtiyarında olmayan bir muhabbet vâsıtasıyla yine kadınların kıskançlığından ve habbeyi kubbe görüp ve kendi iffetini göstermekle başkasını ittiham etmek nev'inden bu nev'i şâyialar meydân alıyorlar. Bu işâadan tevbe etsinler, yoksa kahr-ı İlâhî gelmesi kaviyen me'mûldür. Öyle iftira edenler, böyle iftiraya ma'rûz kalacakları, ceza-yı amelleri olmak ihtimalini düşünsünler.

Said Nursî ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.