etmeniz, bu hususu isbâta kâfîdir. Gerek Şerîf Efendi ve gerekse Hikmetü'l-İstiâze ve Besmele sırrını okuyan diğer arkadaşlar, duydukları hazz-ı manevîden gaşyolmuşlardır.
Fakire gelince, Sözler hakkında hiçbir şey yazmazsam bile o kemâl-i takdirdendir. Zîra, şimdiye kadar büyük bir zevk ile mükerreren okuduğum ve dâima okumaktan hàlî kalmadığım Sözler ve Mektûbat hakkında kanâatlerimi dâima Üstadıma arz ettiğimden, yazacak kelime bulamıyorum. O da âcizliğimden olsa gerektir. Bir risale ne kadar parlasa, onu takib eden ondan çok ziyâde parlaktır. Binâenaleyh, ne yazsak hakkıyla ifâde-i merâm etmiş olamıyorum.
Şimdi hayatım çok zevklidir. Sözlerin tedkîkàtıyla meşgulüm. Evvelki okuyuşlarımda hazmedemiyordum. Şimdi gayet yavaş ve dikkatli okuyup anlamaya çalışıyorum. Takıldığım noktalar oluyor, soruyorum. Bu vesile ile istifade fazladır. Nitekim Yirmidördüncü Sözün Birinci ve İkinci Dalı’nda çok tevakkuf ettim. Lâyıkıyla anlayamadım. Üstadımızla görüştüğümde bu iki dalın şifâhen izâhını ricâ edeceğim.
Muhterem Üstadım, fakirin, bir nokta çok hayretini mûcib oluyor: Sizden bir mes'elenin izâhını ricâ ediyorum. İzâh ediyorsunuz. O izâhta da muhtac-ı izâh noktalar bulunuyor. Öyle latîf ve şümûllü cümlelerle cevab veriyorsunuz ki, o cümleleri de anlamak için suâl icâb ediyor. Bundan şu netice çıkıyor ki, Sözlerinizin her satırı, bir kitab teşkil edecek kadar şümûllü ve mânidârdır. İstenildiği kadar izâh olunabilecektir.
Re'fet ∗∗∗
► (162) ◄ Doktor İbrahim’in Fıkrasıdır
(Doktor İbrahim’in Fıkrasıdır)
Efendim,
Nurânî ve ziyâdâr cadde-i kübrâ-yı maneviyede seyr ü seyahat eden umum âhiret kardeşlerimle her hafta görüşüyor ve ârâmsız tulû' eden Risale-i Nur eczâları gibi feyiz ve mârifet güneşlerinin haberlerini işittikçe rûhum güller gibi açılıyor, hubur ve ibtihâca müstağrak oluyor ve isti'dâdım nisbetinde bir-iki mes'elecik öğrenmeye sa'y ediyor isem de bu envâr-ı bahr-i muhîtten kardeşlerimin rûhlarına in'ikâs eden mesâilden bahis arîzaları tahrir ve takdim ettiklerini gördükçe, adem-i muvaffakıyetimden mütevellid esef ve kederim hasebiyle cehlimden el-amân çekiyorum. Ümmîlik ne güç imiş diye rûhum ağlıyor. Mu'terifâne “İbrahim, müstehaksın.” diyorum. Nihâyet yine ümîdimi Rabbimden kesmeyerek
