Hakkıyla çalışamadığımdan ve kardeşlerim gibi nurlara hizmet edemediğimden kalbim öyle muazzeb oluyor ki, ta'rif edemem. Bugünlerde dediler ki, af varmış, Üstad İstanbul’a gidiyormuş, demeleri ile bir cihette memnun oldum ki, Üstadım esâretten kurtuldu ve bir cihette zannettim ki bütün Atabey’in dağları başıma düşüyor, müteessir oldum. Affınıza ve bedbaht insanların eziyetinden kurtulmanıza teşekkürlerle beraber tebrik ediyorum. Fakat bu nurlu ve kıymetli risalelerin sâhibi bizden uzaklaşmasına gönül râzı olmuyor. Barla dağlarında bizi ve bu etrafı nurlandıran, bizlerden uzaklaşmamalı. Uzaklaşmasını kim arzu eder? Barla çok bahtiyardır ki, en evvel ve her vakit, o taze ve şirin risaleleri herkesten evvel, bizzat şifâhen Üstaddan işitebilirler.
Müzeyyene ∗∗∗
► (241) ◄
بِاسْمِهِ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ
Gayyûr, Zekî, Ciddi, Sıddık, Hakîki Kardeşlerim Hoca Sabri Efendi, Hâfız Ali!
Bu Cuma günü gündüz, rahatsızlığımdan dolayı biraz yatmıştım. Rüyaya benzer, fakat rüya değil; hayâlen gördüm ki Sabri karşıma çıktı, arkasında Hâfız Ali... Sabri bana diyor: “Üstadım, inâyât-ı seb'a nâmıyla beyân edilen büyük inâyetler varken Onuncu Söz’deki cüz'î inâyete bu kadar ehemmiyet vermenin sebeb ve hikmeti nedir?” dedi çekildi. Sonra kalktım, düşündüm, dedim ki: “Isparta’ya yazdığım mektûbu Sabri okumuş veya okuyor, harâretle yazışımdan bana acıyarak benden suâl etmek istemiş.” Her ne ise. Ben de Hulûsî’den sonra birinci muhâtabım olan Sabri’ye derim ki (Hâfız Ali de dinlesin):
Bu Onuncu Söz’deki cüz'î inâyete ziyâde ehemmiyet verdiğimin üç hikmeti var:
Birincisi: Onuncu Söz’ün kıymeti tamamıyla takdir edilmemiş. Ben kendi kendime hususî belki elli defa mütâlaa etmişim ve her defasında bir zevk almışım ve okumaya ihtiyaç hissetmişim. Böyle bir risaleyi bazıları bir defa okuyup, sâir ilmî risaleler gibi yeter der, bırakır. Hâlbuki bu risale ulûm-u îmâniyedendir. Her gün ekmeğe muhtaç olduğumuz gibi, o nev'i ilme her vakit ihtiyaç var. Bu risaleye nazar-ı dikkati ehemmiyetle celbetmeyi rûhum arzu ediyordu. Lâkin elimden bir şey gelmezdi. Cenâb-ı Hak merhametinden bir işâret verdi. O işâret ne kadar gizli ise benim o ciddi arzuma mutâbık geldiğinden çok ehemmiyetli görünüyor.
