► (021) ◄
Yirmialtıncı Mektûb’u büyük sevinçle aldım. Defaatle, dikkatle, merakla, muhabbetle, lezzetle okudum ve neticede “Duânız olmazsa ne değeriniz var.” fermân buyuran Zât-ı Zülcelâl'e ubûdiyetle intisabım hasebiyle ve abdiyetin tazammun ettiği lisânla kemâl-i acz ve fakr ve şevkle; tamamen hasbî, bütün mânâsıyla Allah nâmına, bütün vuzûhuyla ehl-i îmân ve Kur'ân nef' ve hesabına olan maddî, manevî, zâhirî, bâtınî, dünyevî, uhrevî hıdemâtınızın mükâfâtını lütûf ve kerem-i bînihâyesine münâsib bir tarzda ihsân ve ikram buyurmasını ve zât-ı üstadânelerini her iki cihanda azîz etmesini ol Hàlık-ı Rahîm ve Kerîm Hazretlerinden abîdâne tazarru ve niyâz eyledim. Ümîdim ﴾ اُدْعُونِٓى اَسْتَجِبْ لَكُمْ ﴿ fermânının tecellî edeceğindendir.
Muhterem Üstad! Zâten sizin biz bîçârelerden beklediğiniz yalnız duâ değil mi? Mübârek Sözler hakkında şimdiye kadar mektûblarımda mevcûd olan ihtisasâtımı nâtık, sönük ifâdâtımı Risaletü'n-Nura takriz yapmak hususundaki niyet-i üstadânelerine bir şey demeğe hakkım yok. Fakat benim o perîşan ifâdelerim, güneşin yanına mum yakmak kabîlinden olacak ve muhtemelen hakikatteki sönüklüğüne rağmen o Nurların komşuluğundan, âyinedârlığından hisse-mend olarak nisbî bir parlaklık arzedebilecektir.
Risaletü'n-Nur’un müstemi'leri arasında, Sultan Abdülhamid’in devrinde Kerbelâ’da senelerce müderrislik hizmetinde bulunmuş olan Hacı Abdurrahman Efendi nâmında 88 yaşında bir hoca vardır. Her defaki mütâlaadan büyük memnuniyet göstermekte, “Çok istifade ettim Allah râzı olsun.” demekte ve çok duâ etmektedir. Yirmialtıncı Mektûbun Üçüncü Mebhası’nı gayr-ı ihtiyarî muhtelif rütbede mühim zâtlara okudum. Hepsi “çok doğru, çok güzel” dediler. Evet bu fakir çok tecrübe ettim ve yakìn hâsıl ettim ki: ﴾ وَ قُلْ جَٓاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ ﴿ ilâ-âhiri'l-âye.. âyetinin lâyemût mu'cizesi vardır. Bu defaki mektûbları birkaç defa muhtelif küçük cemâatlere okumak nasîb oldu. Bunların birinde mühim bir âlim de vardı. Cümlesi hayret ve takdirlerini izhâr ettiler.
Benim fikrime gelince: Bütün Risaletü'n-Nur ve Mektûbatü'n-Nur, ihtiyac-ı zamana göre her sınıf ve erbâb-ı din ve hattâ müfrit muannid olmamak şartıyla, dinsizleri bile ilzam ve iknâ edecek derecededirler. Fakat –dünya bu– sevk-i menfaat, hırs-ı câh, küfür ve inâd, gaflet ve kesel, şirk ve dalâl gibi ilâçsız hastalıklara tutulanlar için bu Nurlara karşı göz yummak, görse bilse kabûl etmemek, gördüğünü inkâr etmek, hak ve hakikati reddetmek gibi divânelikler istib'âd edilemez. Ma'lûm-ı fâzılâneleri, Allah’ın şu muvakkat misâfirhânesinde insan sûretinde hayvanları eksik
