İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 238 / 348
238

► (219) ◄ Yirmi Altıncı Mektûbun İkinci Mebhasının Âhiridir

YİRMİALTINCI MEKTÛBUN İKİNCİ MEBHASININ ÂHİRİDİR

(Benimle görüşen veya görüşmek arzu eden dostlara bir düsturdur ki uzakta bulunan bir kısım kardeşlere yazılmıştır.)

Benimle görüşmek arzunuzu hissettim. Kardeşlerim, benimle görüşmek iki cihetle olur. Ya dünya cihetiyle, yani hayat-ı ictimâiye-i insaniye itibariyledir; şu cihetteki kapıyı kapamışım. Veya hayat-ı uhreviye ve hayat-ı maneviye cihetiyledir; o da iki vecihledir.

Biri; şahsıma haddimden fazla hüsn-ü zan edip, şahsımdan bir istifade-i maneviyeyi niyet etmektir. Şu vechi de kabûl etmem. Çünkü ben Kur'ân-ı Hakîmin sırf bir hizmetkârıyım, o mukaddes dükkânın bir dellâlıyım. Şahsî dükkanımdaki perîşan, ehemmiyetsiz şeyleri satışa çıkarmayacağım ve çıkarmak istemiyorum. Çünkü Kur'ân-ı Hakîm’in kudsî elmaslarının kıymetlerine şübhe îrâs etmemek için, perîşan ve şahsî dükkânımda bulunan kırık cam parçalarını satsam hakîki sarraf olmayan müşteriler, dellâllık vaktinde elimde gördükleri elmaslara da şişe nazarıyla bakabilirler, zihinlerine bir iltibas, bir şübhe gelir. Onun için şahsî dükkânımı kat'iyyen kapamışım. Bana o mukaddes dükkânın hizmetkârlığı yeter. Müflis bir hizmetkâr olsam daha hoşuma gidiyor.

İkinci vecih şudur ki; Kur'ân hesabıyla ve dellâllığı ve hàdimliği noktasında benimle görüşmektir. Şu vecihte gelenleri ale'r-re'si ve'l-ayn kabûl ediyorum. Fakat bu görüşmek için şark ve garb mâni olmaz. Belki yerin üstü ve altı dahi birdir. Sûreten görüşmeye o kadar lüzum yok.

Şu münâsebetin de ve manevî görüşmenin de üç meyvesi var:

Birincisi: Dellâllık ettiğim mukaddes dükkânın mücevharatını benden almaktır. İşte o dükkândan şimdilik on iki küçük cevherleri size gönderdim.

İkinci meyvesi: Beş farz namazını kılan ve yedi kebâiri terk eden zâtları, şu manevî münâsebet ve görüşmek neticesi olarak âhiret kardeşliğine kabûl ediyorum. Ben her sabah manevî kazancım ne ise o âhiret kardeşlerimin sahife-i a'mâline geçmek için Cenâb-ı Hakk’ın dergâhına niyâz edip hediye ediyorum. Onlar dahi beni manevî hayratlarına ve duâlarına hissedar etmelidirler; tâ hisselerini kazancımızdan alsınlar.

Üçüncü meyvesi: Onları yanımda –ya hakikaten veya hayâlen– hazır edip beraber Dergâh-ı İlâhîye el açıp duâ ederek ve Kur'ân’ın hizmetine dair el ele, kalb-kalbe verip gayet ciddi bir sûrette rabt-ı kalb etmektir.

İşte kardeşlerim size şu üç meyve şimdiden hâsıldır.

اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى

Said Nursî ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.