at üstünde, siz Üstadımı ona binmiş, garbdan şarka doğru beş-altı metre yüksekte, şehrin üstünde uçarken selâmınıza durduk. Selâmınızı aldık. O esnâda uyandım. Şehâdet getirdim. Şükrettim ki, istediğim Üstadı bulacağım. İki ay sonra ziyaretinize geldim.
İkinci vâkıa: Rüyada bir şehirde gayet kesretli askerler ve cephane görüyorum. Biz de, güyâ o askerlerdeniz. Dedim: “Yâ Rabbi bu askerlerin kumandanı kimdir?” Niyâz ettiğim vakit karşımızda yüksek bir saray zuhûr etti. O sarayın içerisine girdim ki, kumandanı göreyim. Baktım ki, parlak bir çay akıyor. O çayı takib ettim. Baktım, şûbelere ayrılıyor. Devam ettim, tâ menba'ına kadar gittim. O askerlerin kumandanı, o suların sâhibini buldum. Yani Üstadımızı, iki adamla başında namaz kılarken gördüm. Ben de o sudan abdest aldım. Namaza dâhil oldum. Kalbimin hareketiyle, dilimin şehâdetiyle uyandım. Cenâb-ı Hakk’a şükür ettim ki, Üstadımızı bize gösterdi.
Hizmetkâr ve talebeniz
Mustafa ∗∗∗
► (181) ◄ Hulûsî Bey’in fıkrasıdır
(Hulûsî Bey’in fıkrasıdır)
Bu hafta Otuzbirinci Mektûbun Yedinci Lem'ası ile Üçüncü Lem'ası’nı, hazine-i Mektûbata ilâve ve muhibbân ve müştâkâna tilâvet eylemekle, vesâtat-ı àliyenizle, bir lütf-u azîm-i İlâhîye daha mazhar olduğumdan dolayı Kerîm, Rahîm, Bâkî-i Zülcelâl’e yüzbinler hamd ve şükür eylemekte ve sevgili Üstadımı rızâ-yı samedânîsine ve vazife-i meşkûre-i maneviyesinde devamlı, nüfûzlu, şümûllü muvaffakıyetlere mazhar buyurmasına, abîdâne tazarru ve niyâzlarda bulunmaktayım.
Bu bîçâre ve isyankârdan, çok duâ beklediğinizi emir buyuruyorsunuz. Ben, o dergâh-ı àlîye ancak bir nev'i i'câzının izhârına Fahrü'l-Âlemîn, Habîb-i Rabbü'l-Âlemîn, Seyyidü'l-Mürselîn Sallallâhu Teâlâ Aleyhi ve Sellem Efendimiz Hazretlerinin en büyük mu'cizesi olan, tâ kıyâm-ı saate kadar hükmü ve i'câzı bâkî olacağına îmân ettiğim Kur'ânın nurları delâletiyle ve Üstadımın mübârek isimlerini, vesile-i kabûl olmak üzere kullanarak ilticâ edebiliyorum. Hiç mümkün müdür ki, bu eşiğe yüzümü sürerken, “Yâ Rab, Üstadım Said Nursî Hazretlerinden râzı ol, dâreynde muradlarını hâsıl kıl.” diye yalvarmayayım? Asla ve kat'a. Bu bir vazife olmakla beraber, kanâatçe inşâallâh vesile-i icâbe-i duâdır.
Azîz Üstad, sadîkınızın zaîf rûhu, bu fânî hayatta olduğu gibi, bâkî ve sermedî hayatta da inşâallâh ulvî rûhunuzun cenâh-ı şefkatinden ayrılmayacaktır, ayrılamayacaktır ve ayıramayacaklardır.
