► (112) ◄ Sabri’nin fıkrasıdır
(Sabri’nin fıkrasıdır)
Üstad-ı Ekremim, Efendim Hazretleri!
Ekalli, kırk seneden beri hakikat âleminde nurlar saçan nurânî, kudsî, feyizli Sözler’in kâffesi, bütün safahâtında tarîkat ve seyr-i sülûke ait pencereleri küşâd ile, müştâklara temâşâ ve berk-ı hâtıf-misâl تَعَالَوْا اَيُّهَا الْاِخْوَانُ nidâ-i belîği ile dâvet etmekte iken, dûrbînî bir nazara mâlik olanlar, pek âşikâre görüp ve dinleyip ilticâ etmekte iseler de, bu abd-i pür-kusur o nurlarla omuz omuza yürüyen, tarîkatın ne demek olduğunu, matla'-i şems-i füyûzât ve menba'-ı fevz-i necât olan, Yirmidokuzuncu Mektûbun dokuz levha-i saâdeti câmi' Dokuzuncu Nüktesi’ni okuduktan sonra, alâ kadri'l-istitâa öğrendim. Nihâyetsiz füyûzât ve hadsiz ezvâk-ı mütenevviayı hâvî olduğunu, bir kat daha tasdik ettim. Elhamdülillâh, şu nüktede nura muhtaç kalbime lâyuadd nurlar bahşedildi.
Kalbimin hissedip, lisânımın ifâdeye muktedir olamadığı deryâ-yı hakikate dalarak, şu eser-i girân-bahânın şâyân-ı menn ü şükrân olduğunu arz ve mâba'dinin tevâlî ve temâdîsini can u yürekten taleb ve temennî etmekte iken, işte tetimmesi olan üç telvih de ihsân buyuruldu.
Bu hâtime kısmı, vartalardan kurtulmak çaresini gösteren irşad ve îkazlarıyla, cidden bir levha-i saâdet ve bâis-i hayat-ı mücedded olmuştur. Acaba her ân, en az binbir nev'i semere-i saâdet ile teğaddî etmekten kaçan ve o cadde-i kübrâya asla lâyık olmayan, iftira ve isnâdât perdelerini görüp, şu meş'ale-i adîmü'l-misâli söndürmek, zulümât ve dalâlât vâdilerine yol açmak isteyen bakar-körlere, ne demeli?
Nazîrsiz şu'leleriyle asr-ı hâzırı ihyâ ve tenvir ve istikbâlin krokisini bihakkın tanzim ve tahkîm eden nurlar, ilelebed pâyidâr olsun. Dilerim Bârî-i Teâlâ Hazretlerinden ki, şu âsâr-ı pür-nurun, bütün Ümmet-i Muhammed (A.S.M.)’a ta'mîmine muvaffakıyet ve müyesseriyet ihsân buyursun. Âmîn.
Sabri ∗∗∗
