İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 190 / 348
190

Gördüm ki, zât-ı àlînizle birlikte Medine-i Münevvere’ye gitmişiz. Harem-i Şerîfin kapısından girince, makber-i saâdet önümüzde görünüyordu. Makber-i saâdetin içinde Peygamberimiz Sallallâhu Teâlâ Aleyhi ve Sellem, Bâbü's-Selâm’a doğru müteveccih idiler. Ben der-akab koşmak istedim. Birlikte ben sizin bir adım arkanızda olarak vardık. İmâmın namazdan fâriğ olduğunda, nasıl yüzünü cemâate çevirir, bizim girdiğimiz tarafa doğru Zât-ı Risalet dönmüşler. Diz üstüne oturmuşlar ve biz de vardık. Zât-ı àlîniz hemen bir adım mesâfeli olarak diz çöküp oturdunuz. Ben de sizin arkanızda diz çöküp oturdum. Siz Resûl-i Ekrem (A.S.M.) ile epey müddet görüştünüz. Dikkatli vech-i saâdete nazar ettiğimde, alnı vech-i mübâreki güneş gibi gayet parlak ve sâir aksâmı buğday rengi, re'yül-ayn müşâhede ettim. O esnâda mükâlemeniz neye müncer olduğunu anlayamadım. Tefsirini Üstad-ı ekremime havâle ediyorum. Yalnız kàsır fikrimle, sen ne oluyorsun, diye kalbimi teskin edebildim. Üstadım şu zâlimlerin İslâmiyete karşı tecâvüzlerini, kendi merci'ine ve şerîat sâhibine şikâyet etti.

Mes'ûd ∗∗∗

► (180) ◄ Vezirzâde Küçük Mustafa’nın fıkrasıdır

(Vezirzâde Küçük Mustafa’nın fıkrasıdır)

Ey Sevgili Üstadımız! Ey Nurların Mazharı ve Nâşiri!

Cenâb-ı Hak, sizi bu memlekete göndermiş, tâ ki dalâlete giden rûhlar, senin neşrettiğin Nurlarla kurtulsun. Cenâb-ı Hakk’a gece ve gündüz secde-i şükrân etsek, bu ni'metlerin şükrünü ödeyemeyeceğiz.

Ey Üstadım! Ben ümmîyim. Sâir kardeşlerim gibi ma'lûmâtlı değilim ki, Risale-i Nura karşı hissiyatımı dilim ile ifâde edeyim. Fakat inşâallâh sadâkatte ve muhabbette ve irtibat-ı rûhîde kardeşlerime yetişmeye çalışacağım. Uyanık âleminde ifâde-i merâm edemeyen dilime bedel, uyku âleminde rûhumun diliyle, mâhiyetini anlamadığım ve size karşı merbûtiyetime delâlet eden bir-iki vak'ayı arzedeceğim:

Birincisi: Bundan bir buçuk sene evvel, ticâret için iki günlük mesâfede olan bir köye gitmiştim. O esnâda dünyanın iç yüzü bana göründü. Hem fânî, hem zindân hükmünde olduğundan bir nefret geldi. Bana bu fânî dünyadan, bâkî bir âleme yol gösterecek bir Üstad, Cenâb-ı Hak’tan istedim ve dedim ki: “Öyle bir Üstada rast gelsem söz veriyorum ki, ona tam hizmetkâr olacağım.”

İşte ben bu hâlde ve bu niyâzda iken, o gece gayet şirin ve güzel, bilmediğim bir şehirde gayet güzel, dünyada misli bulunmaz zînetli bir

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.