asırda, beşeriyeti helâkten kurtarıp saâdete dâvet eden ve elinde ve lisânında sonsuz mu'cizâtı ile, yalnız beşeriyete ve dünyaya değil, bütün mevcûdâta, dünya ve âhirete kendini tanıttıran o Peygamber-i Zîşan’a ümmet olabilmek ve sevgili Üstadıma talebe olabilmek kaydı altında hayatıma hâtime verilmesidir. El ve ayaklarınızdan öperim, Efendim.
Abdülbâkì ∗∗∗
► (236) ◄ Ehl-i dünyanın, Üstadımız hakkındaki asılsız üç vehimleri münâsebetiyle bir kardeşimizin ettiği suâline karşı cevaptır
(Ehl-i dünyanın, Üstadımız hakkındaki asılsız üç vehimleri münâsebetiyle bir kardeşimizin ettiği suâline karşı cevaptır)
Üstadımız Barla’da kimsesiz kaldığı için, mütâlaa edecek kitapları olmadığından, dünyadan ümîdini kesip, âhiret noktasından îmân cihetinde, kendi nefsiyle olan mükâlemelerini, düşündüklerini çok defa (Ey nefsim, ey nefsim!) diye kaleme almış. Ne vakit o vaziyetten, o belâdan kurtuldu, buraya geldi, altı ay zarfında oradaki altı gün kadar bir şey yazmadı. Zâten neşriyat yapmıyor. Ancak kendi nefsi için nota nev'inden kaydettiği mesâili, îmân cihetinde vesveseye düşmüş bazı hàs dostlarının istemelerine binâen, güçlükle onlar alıp mütâlaa ediyorlar. Yazdığı en mühim bir eseri, bir müdür, vesveseli ve onun hakkında muannid bir vâliye şikâyet tarzında vermiş. O muannid vâli, tedkîkàtında, bu eserde ve bunun neşriyatında siyasete taalluk edecek bir cihet yoktur, sırf mesâil-i îmâniyeye aittir, diye hakikati anlamakla, o müdürü tekdir etmiştir.
Hem hocamız, tarîkat zamanı olmadığını, mütemâdiyen dostlarına söylüyor. Îmânı kurtarmak zamanıdır diyor. Buna delil, dokuz senedir hiçbir kimseye tarîkat ta'lim etmemesidir. Yalnız mezhebi Şâfiî olduğu için, namazdan sonraki tesbihâtı biraz fazlacadır. O fazlalıkta otuzüçer tesbihâttan sonra mezheb-i Şâfiîde sünnet olan bazen on, bazen otuzüç لَااِلٰهَاِلَّااللهُ ve üç defa da salavât okumaktan ibarettir. Hususî ibâdetinde yanına hiçbir kimseyi bırakmaz, en hàs hizmetçisi de yanına giremez. Ve diyor ki: “Ben şeyh değilim, ancak bir hocayım. Eskiden dünyaya karıştığım için günahlarım çoktur. Onlara istiğfar ediyorum.” diyor.
Üstadımız hakkında ehl-i dünyanın ve ehl-i hüküm tarafından çok defa ne ile yaşıyor, diye endişekârâne soruluyor. Bu suâl altında acaba başkaların hediye ve sadakalarıyla mı yaşıyor deniliyor.
Elcevab: Bizler dâimî hizmetindeyiz. Hiçbir kimsenin sadaka ve hediyesini ihtiyarı ile kabûl etmez. Mecbur kaldığı zaman, mukâbilini vermek sûretiyle alır. Barla’da köy halkı az olduğundan men'edip kendini kurtarıyordu. Buraya geldikten sonra Barla gibi (ben bir şey istemiyorum)
