diye olan musırrâne redde muvaffak olamadı. Hatırları kırılmayacak bazı dostların getirdikleri yemekleri birkaç defa yedi. Sonra birden bire, hasta olmadığı hâlde iştihâsı tam kesildi. Bizim kanâat-ı kat'iyyemiz geldi ki, başkasının hediye ve sadakasını yedirmemek için, manevî bir ihtar ve bir itâbdır.
Evet iki sene evvel, bütün Ramazan’da üç ekmek, bir okka pirinç ona ve dört kedisine kâfî geldiği gibi, bir sene evvel üç fırancala, bir Ramazan yine kâfî gelmişti. Bu Ramazan-ı Şerîf’te otuz günde, yarım okka yoğurtla, yarım okkadan daha az pirinç ve dört kuruşluk bir fırancala yediğini (yalnız bir-iki kupa çay içmek ve iftar zamanında bir çay kaşığı bal yemek müstesnâ) başka bir şey yemediğini bizzat müşâhede ettik (Hâşiye) [^18] .
[^18]:(Hâşiye) Üstadımız hàs hizmetçilerinden başka, hiç kimseyi ihtiyarı ile kabûl etmez. Hattâ dâimî hizmetinde bulunan iki üçümüzün beraber bulunduğunu istemez. Şimdiye kadar hizmet edenlerden mâadâsını, beş on günde bir def'a bile kabûl etmez, geri gönderir. Eski zamanını düşünüp, şimdi dahi siyasetle ve ahvâl-i âlemle münâsebetdâr olduğunu tevehhüm edenlerin, asılsız vehimlerini kat'î reddedecek şu hâlidir ki; onüç sene evvel, günde belki dokuz gazete okurken, dokuz senedir biz şehâdet ediyoruz ki, bir tek gazeteyi bile ne okudu ve ne de okutturdu, ne istedi ve ne de arzu ettirdi. Münâvebe ile / Münâvebe ile / Münâvebe ile / Sekiz senelik yanında bulunan / yanında bulunan / yanında bulunan / bir arkadaşı Süleyman Rüşdü / Husrev / Re'fet / Bekir
Barla'da dâimî hizmetkârı / Sekiz senelik hizmetinde bulunan bir arkadaşı Mustafa Çavuş / Barlalı Süleyman
Hem dâimî hizmetinde olan bir arkadaş Rüşdü Efendi, üç okkası beş kuruşa satılan ufak balıklardan güzelce kızartılmış üç tane getirmişti. Bunları Üstadımıza yedirmek için ısrar etti. Hem Rüşdü Efendi’nin hâtırını kırmamak, hem de balıkları sevdiği için yedi. O balık yüzünden beş saat mütemâdiyen sancı çekti. Bu sancı başladıktan üç saat sonra, Rüşdü Efendi’ye dedi ki: “Husrev’deki paramdan balığın fiatını al, sancı devam ediyor.” dediği hâlde balıklarını fiatını almadığı için, iki saat daha devam ediyor. En nihâyet dedi ki: “Aman parayı al, beni bu sancının verdiği azaptan kurtar.” Rüşdü Efendi balığın fiatını aldığı dakika, sancı birden bire kesildi. Biz Üstadımızın hâlinden, vaziyetinden, bu acîb hâli aynen gördük. İşte Üstadımız hakkında, ne ile yaşıyor diyenler, hatâlarını tashih etsinler.
Bekir, Re'fet, Husrev, Rüşdü ∗∗∗
