risale-i şerîfesinin âhirindeki iki levhanın birincisi ki, hicâb-ı gafletten nihânı, ikinci levhadaki zevâl-i gafletle ayâna tebdil edebilsinler.
Cümle mü'minîn-i muvahhidînin tarîk-ı hidayette hatve-endâz olmaları için; Cenâb-ı Vâcibü'l-Vücûd Hazretlerine kavlen duâ ve tazarru etmekliğim ve fiilen de, henüz dörtte birini yazamadığım bu Nur risale-i şerîfelerinin fakirde mevcûd olanlarını, i'timâd ettiğim, muhabbet ve aşkı olduğunu hissettiğim ihvâna, ezcümle (...................) gibi zevât-ı muhtereme, cuma günleri fakirhânede toplanıldığı vakit bizzat okuyor ve ellerine birer Nur parçalarından verip akşama kadar ve bazı geceleri okunmakta devam ediliyor. Hepimiz Cenâb-ı Kàdir-i Kayyûma ubûdiyet ve niyâzımızı îfâ ediyoruz ve Zât-ı Üstadânelerine karşı da bu borcumuz olan duâ-yı Üstadânelerini yâd ve tezkâr ediyoruz.
Cenâb-ı Zülcelâli Ve'l-Kemâl Hazretleri muhterem Zât-ı Üstadânelerini dünyalar durdukça, Nur Risalelerini rehberlikte, delâlette ve nur dellâllığında ilâ-âhirüddeveran kàim buyursun, duâsını her namazın âhirinde hemşirenizle beraber vird-i zebân etmişiz, Efendim Hazretleri.
Âsım ∗∗∗
► (101) ◄ Ahmed Gâlib’in Sözler hakkında bir fıkrasıdır
(Ahmed Gâlib’in Sözler hakkında bir fıkrasıdır)
Âdem-i ilm-i hakikattir sözün,
Tercümân-ı kenz ü vahdettir sözün.
Hazret-i Hak’tan atâ-yı mahzdır,
Neş'e-i Şît-i hüviyettir sözün.
Ders-i hikmetten, bütün ulvî beyân,
Misl-i İdris, pür-hikmettir sözün.
Mevc-i tûfân-ı dalâletten siper,
Keştî-i Nuh-u selâmettir sözün.
Sarsar-ı ilhâddan inkaz eden,
Şu'le-i Hûd-u hidayettir sözün.
Tezkiyet-bahş-ı kulûb-u mü'minîn,
Sâlihdâr-ı emânettir sözün.
Vahdetin esrârını ilân eden,
Ol Halîl-veş asl-ı millettir sözün.
