Nihâyet aldığım bir haber üzerine, yine eskisi gibi âhiret kardeşlerimizin, sizi ziyaret etmekten mahrum olmadıklarından memnun oldum. Yalnız mübârek ibâdethânenin ve bütün ehl-i iştiyakın sizin duânızdan mahrum kaldığına çok acıyorum. Hattımın noksanlığı ve zaîfliği dolayısıyla risaleleri yazamadığımdan beni affediniz. “Şu zamanlarda dünyayı sevmez olduğumuz hâlde, kurtulamadığımıza çok müteessirim. Issız sahrâlar, susuz çöller, kimsesiz yerler rûhumuzun meskeni oluyor. Hayâlen oralarda dolaşıyoruz. Evet, bir şey arıyoruz. Heyhât... Aradığımız gün hem çok uzak, hem çok yakın görülüyor. Daha ne kadar bu hâl içerisinde çırpınacağız.” diye feryâd eden kardeşlerimizin hissiyatına bu âcize, bu fakire, iştirâk ediyorum.
Âcize talebeniz
Müzeyyene ∗∗∗
► (187) ◄ Ahmed Husrev’in fıkrasıdır
(Ahmed Husrev’in fıkrasıdır)
Senelerden beri zâlimlerin pençe-i zulmünde inleyen bu bîçâre Müslüman kardeşlerinizle geçirmekte olduğunuz bu mübârek bayramın belki dokuzuncusunu hücrâ köşelerinde, dostlarınızdan uzak, akraba ve taallukatınızdan mahrum bir vaziyette, teâlî ve terakkîsi için çalıştığınız cem'iyet-i İslâmiye arasından uzaklaştırıldığınız bir hâlde geçireceğinizi hatırladıkça yüreğim parçalanıyor, rûhum azîm bir elemle yanıyor, gözlerimden yaşlar dökülüyor. Kalbimden yükselip gelen bir ses, “Ağla hem çok ağla! Belki Rahmet-i İlâhiyenin nüzûlü ve Âlem-i İslâmın saâdet ve selâmeti için ağlayanlarla beraber ağla.” diyor... Bu ânda kalb gözüm, bu hüzne iştirâk ederek, Dicle ve Fırat ve Nil-i Mübârek gibi âlem-i gayb vâdilerinde sular akıtarak ağlıyor.
Ah, sevgili Üstadım! Ehl-i gaflet gülerken, ehl-i ilhâd nefsî müştehiyâtları arkasında koşarken, biz ne acı hayatlarla karşılaşıyoruz. Ah, sevgili Üstadım! Cenâb-ı Hak bize saâdet vermeyecek mi? Acaba bugün daha çok uzayacak mı? İhtiyarsız kendime sorduğum bu suâllere yine kendim cevab verirken, teennî ve sabır tavsiye ediyorum ve sırr-ı ﴾ اِنَّٓا اَعْطَيْنَا ﴿ tebşîratıyla mütesellî oluyorum.
Ey kıymetdâr Üstadım! Sizin hüznünüze, huzurunuzda olduğum hâlde iştirâkimi istiyordum. Öyle hissediyorum ki, rûhen hiç de uzak değilim. Bazen kendimi unutuyorum. Güyâ kanatsız tayerân ediyor, koca çınar ağacının arasından girerek meclisinize dâhil oluyorum.
