► (286) ◄ Risale-i Nur’un ehemmiyetli bir şâkirdi olan Yûsuf’un bir fıkrasıdır
(Risale-i Nur’un ehemmiyetli bir şâkirdi olan Yûsuf’un bir fıkrasıdır)
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ ❀ وَبِهِ نَسْتَعِينُ
Rahîm, Raûf ve Zü'l-Minen Hazretlerinin inâyet ve lütûflarından olarak, tevbe ve istiğfar gibi kullarına ihdâ eylediği, miftâh-ı kerem ve ihsâna, çok günahkâr ve terbiyesiz olan ben sefil Yûsuf Toprak, bütün fezâyıh ve i'tisaflarıma rağmen, tevessül ettikçe bana fazlından verdiği mazhariyetin kıymetini takdir etmek, ona şükür eylemek şöyle dursun, bil'akis küfran-ı ni'met, defaatle nakz-ı ahd, irtikâb-ı kizb ve hıyânet eylediğim için, derin kasâvete, kesif zulmete, müdhiş dalâlete (hakkıyla) ma'rûz kalan kalbimin, rûhumun aldığı müzmin ve münkis yarayı tedâvi çaresini taharrî yolunda aklımı, zevkimi kaybetmiş, âdeta çılgın bir hâle girmiştim.
Başvurduğum her tabib-i manevîden aldığım ilâçlar, yaramı tedâviye, aklımı iknâa, lehfemi iskâta kâfî gelmedi. Bizzarûre ﴾ قُلْ يَا عِبَادِىَ الَّذِينَ اَسْرَفُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ ﴿ âyet-i celîlesinin mefhûmuna tevessülen, me'lûf olduğum denâetlerden mütehassıl koyu lekeleri kal' ve tathîre ve tarîk-ı Hak’ta sebata muîn olacak bir rehberi ararken, ortada hiçbir sebeb-i zâhirî olmadığı hâlde, memleketimden Kastamonu’ya nefyim, şübhesiz, nefsime girân gelmiş ve hattâ ye's ve teessüre kapılmıştım. Bilmiyordum ki bu nefyim ile
﴿ وَعَسَٓى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْئًا وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَعَسَٓى اَنْ تُحِبُّوا شَيْئًا وَهُوَ شَرٌّ لَكُمْ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ ﴾
﴿ فَعَسَٓى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْئًا وَيَجْعَلَ اللّٰهُ فِيهِ خَيْرًا كَثِيرًا ﴾
âyetlerinin sırrına mazhar edecek ve iltiyâmı, ümîd ve imkânsız gördüğüm manevî yaralarımın tedâvisine muktedir doktorların ve yanlarındaki kuvvetli muâlecenin eserini, varlığını ve ism-i Hayy ve Hakîm’in cilvesini şefkaten göstermek sûretiyle, bana minnet üstünde minnet-i uhrevî yapmak içindir. Bu mülevves ahlâkımla ben neciyim ki, bu ihsân-ı azîme nâil olayım diye şaştım. Fakat lehü'l-hamdü ve'l-minne
مَنْ طَلَبَنِى وَجَدَنِى ﴿ وَكَانَ بِالْمُؤْمِنِينَ رَحِيمًا ﴾﴿ يَجِدِ اللّٰهَ غَفُورًا رَحِيمًا ﴾
gibi işârât-ı celîle hâtırıma gelmekle, bir derece mütesellî oldum.
Ey yaramın doktoru! Ve ey dalâlet uçurumunda yuvarlanan rûhumun halâskârı! Ve ey İlâhî ve kudsî yolların rehberi!
