İkincisi: Bu –küçük Husrev– Feyzi, bu âhirlerde İstanbul’da iken, Risaletü'n-Nur hesabına zihnime dokundu. Müteessir oluyordum. “Acaba rahatsızlığı mı var?” Birden zihnim yüzünü ondan çevirdi; Hâfız Ali ile şiddetli meşgul oldum. Anladım ki, teessür verecek var. Fakat Risaletü'n-Nur’un fa'âl merkezi olan Hâfız Ali cihetinde olacak. Hâfız Ali’ye şifâ duâsına başladım, devam ettim ve mektûb gelmeden evvel Feyzi’den sordum:
“Sen bir hastalık çektin mi?”
O dedi: “Yok.”
Dedim:
“Öyle ise, Isparta’da Risale-i Nur’un ehemmiyetli ve kuvvetli bir rüknünün bir rahatsızlığı var.” Fakat, hayâlim hakikatin sûretini şaşırmış. Sonra mektûbunuz geldi, hakikat anlaşıldı...
Üçüncüsü: Bundan yirmi gün evvel, eyyâm-ı mübârekeden sonra hâtırıma geldi ki; vazifedârâne kalemi her gün istimâl etmeyenler, Risale-i Nur talebeleri ünvân-ı icmâlîsinde, her yirmidört saatte yüz defa hissedar olmak yeter diye, hususî isimlerle hàs şâkirdler dâiresi içinde, bir kısmın isimleri muvakkaten tayyedildi. Kardeşimiz Hakkı Efendi de onların içinde idi. Birkaç gün öyle devam etti. Sonra birden hiç sebeb hissetmeden, yine Hakkı, Hulûsî’ye arkadaş oldu. İsmi ile, resmi ile hàs dâiresine girdi. Hakkı’nın beni duâdan unutmasın diye, mektûbunuzdaki fıkranın yazıldığı aynı zamanda, hususî duâyı kazanmış hesabıyla tahmin ettik. Hattâ, bugünlerde bunun gibi inâyetin çok lem'aları var. Emin, bunları havadis-i yevmiye diye, bir fıkra yazacak. Belki size de gönderecek. (Risaletü'n-Nur’un küçük talebeleri ve istikbâlde çalışkan, kıymetdâr şâkirdleri olanlar, şimdi de talebeler dâiresinde olarak hissedardırlar.)
İstanbul’da Mehmed Feyzi, Eski Said’in risalelerini ararken, aynı günde Kahraman Rüşdü, bir dükkânda mevcûdunu toplamış almış idi. Küçük Husrev müteessir olarak, başka yerde aramış, İşârâtü'l-İ'câz’ı bulmuş, tahminen demiş ki: “Bana sebkat eden, herhalde benden ilerideki Ispartalı kardeşlerimdir.”
Her neyse, bu İşârâtü'l-İ'câz nüshasını Hâfız Ali ve Sabri’deki nüshalarda bulunan kerâmet-i tevâfukiyeyi yazdırmak istiyor. En kolay bir çaresi, küçük bir defterde, her sahifesinde tefsirin bir sahifesine mukâbil, hurûf-u hecânın (elif ve tâ ve sâire) kaydedersiniz. Kolayını bulmazsanız kalsın.
Umum kardeşlerime birer birer ve bilhassa risaleler ile çok meşgul olanlara selâm ve duâlar ederim ve duâlarını beklerim.
Not: Emin ve Küçük Husrev ve Hâfız Tevfik selâm ve arz-ı hürmet ederler. Tahsin askere gitmiş.
Kardeşiniz
Said Nursî
